26 Ekim 2018 Cuma

TÜRKİYE' nin CUMHURİYET' i


95 yaşında Cumhuriyetimiz. Cumhuriyet kelimesi bizim için bir yönetim şeklinin adı değil, aynı zamanda devletimizin de adı olarak kullanılır. 

"Cumhuriyetimize sahip çıkalım" cümlesinin içinde, "Devletimize sahip çıkalım" vardır aslında.

"Türkiye"  kelimesini tek başına kullanmayız pek. "Türkiye Cumhuriyeti" deriz. "Türkiye'ye kast edecek düşmanlar" demeyiz, "Türkiye Cumhuriyeti'ne kast edecek" düşmanlar deriz.

Ulu önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının çabalarıyla doğan cumhuriyet, sadece bir yönetim biçimi olmamış, bir ülkenin gayri resmi adı da olmuştur. "Türkiye Cumhuriyeti"

Bu topraklarda doğduğundan beri çok zorluklar çekti genç cumhuriyet. Saltanata alışık bir topluma, O da çok zor uyum sağladı. Halkına çok değişik, alışmadığı haklar verdi. "Sizi yönetecek idarecileri siz seçeceksiniz" dedi. "Hatta seçmekle kalmayacak, seçileceksiniz belki de" dedi. Kadınlara da, "Sizin artık ikinci sınıf vatandaş olmanız tarihte kaldı. Benim olduğum ülkelerde böyle bir ayrım olamaz. Erkekler hangi haklara sahip ise siz de aynısına sahipsiniz" dedi. 

Halka önce garip geldi, tuhaf geldi. "Nasıl olacak bu?" dediler. Yani biz kimi istersek, çoğunluk kimi isterse O' mu yönetecek ülkeyi?" dediler. Kendilerine sorulmadan doğmuş, bir anda hayatlarına girmiş bu cumhuriyeti önceleri sevmeseler ve garip gelse de zamanla sevmeye başladılar.

Cumhuriyet bu toprakları, bu topraklarda yaşayanlar da cumhuriyeti çok sevdiler. Seveni kadar sevmeyeni de oldu cumhuriyetin. Yönetmekten çok yönetilmeyi seven, dini yasaları devlet yasalarının içinde görmek isteyen, halka eşit davranılmasını, kadınlara verilen hakları ve gelişmeleri inançlarına aykırı bulan, eski yönetimi özleyenler bu cumhuriyetle pek anlaşamadılar.

Ancak cumhuriyeti sevmeyenler, aynı zamanda onun  hayata geçirdiği, meydana getirdiği güzelliklerden de yararlanmaya devam ettiler. Cumhuriyeti ve demokrasiyi sevmediklerini de  yine demokrasi sayesinde dile getirdiler.

Cumhuriyetimiz 95 yıllık yaşamında bu güne kadar çok zorluklar çekti. En büyük zorluğu da kendisini meydana getiren, doğumunu sağlayan  kişiyi ağzından düşürmeyenlerden çekti. Kanla, irfanla kurulan cumhuriyet bazen unutuldu, bazen de, halkına küstüğünden midir?, yoksa halkı onun kıymetini bilemediğinden midir?  bilinmez, her on yılda bir bir süreliğine tatile çıktı.  Neyse ki tatilden daha dinlenmiş, daha güçlü olarak geri döndü. 

En son da iki yıl önce halkı ile arasına girmeye çalışanlar oldu. Ama bu kez tatile çıkmadı cumhuriyet. Halkı, "Senin tatile değil, bizim başımızda, bizim yanımızda olmana ihtiyacımız var" diyerek ona sımsıkı sarıldı ve O' nu hiç kimselerin eline bırakmadı. 

Bu vatanda cumhuriyete çok iyi bakıldı. O'na sahip çıkan birileri hep oldu. Yokluğunda neler olacağını tahmin etmeye gerek yok. Çünkü bu ülke O' nun yokluğunu da yaşadı. 

95 inci yaşındaki Cumhuriyetimiz olgunluk çağında, belki de hala ergenlik yaşlarında. İnsan ömrü için yaşlı sayılacak bir sayı, ancak  yönetim şekillerinin yıllar geçtikçe daha da anlaşılacağı ve daha uzun yıllar halkına daha iyi hizmet edeceğine inanıyorum. 

Cumhuriyetimizin doğum günü 29 Ekim. Cumhuriyet Bayramı. "Cumhuriyet" ve "Bayram" kelimeleri bir arada ne kadar güzel yakışıyor. İki kelime daha var ki: O da "Türkiye" ve "Cumhuriyet" kelimeleri. Onları da hep yan yana, bir arada görmek istiyorum. Çünkü "Türkiye" ile "Cumhuriyet" birbirine çok yakışıyor.

Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun.  

21 Ekim 2018 Pazar

Ay'da Ezan Sesi Gerçek mi?

Ay görevinde yer alan bilim adamı ordusunda Mısırlı Faruk El Baz'da vardır. Efsaneye kaynaklık eden olaylar dizisi ise 1971' de Apollo 15 ekibinin Ay'a gidişi ile başlamıştır.

Ekipte yer alan Alfred Merril Worden' da Ay uçuşlarında görev alan diğer astronotlar gibi aktif bir hristiyandı. Uçuş sırasında yanına İncil'i de alacaktı. Buna karşılık Faruk El Baz "Gerekli teknik önlemleri aldık ancak inancım gereği manevi bir önlem olarak yanında bunu da götürmeni istiyorum" diyerek Wordan'a Fatiha suresinin bir kopyasını verir.


Uçuş başlayıp Apollo 15 yörüngesinde turlamaya başladığında  Worden ilk raporlarını telsiz aracılığıyla ile NASA'ya iletmeye başlar. Yer ekibi ile yapılan sohbetler dünyanın her yanındaki amatör telsizciler ve basın mensupları tarafından da takip edilmektedir. Worden, Faruk El Baz'ın ricasıyla dünyaya Arapça olarak şu sözleri iletir. "Merhaba dünya ehli, Endeavour'dan hepinize selam olsun."


Görev sona erip dünyaya dönen ekip basın toplantısında bu konudan bahseder. Bu söyleşi Mısır gazetelerinde yer aldıktan sonra hızla yayılmaya başlar. Hindistan'a ulaştığında ise Apollo 15, Apollo 11'e dönüşmüş, Alfred Worden Neil Armstrong olmuştur. "Merhaba dünya ehli, Endeavour'dan hepinize selam olsun" sözleri ise ezan sesi halini almıştır.


Hindistan'daki islami çevrelerde adeta fırtınaya neden olan bu haber dalgalar halinde diğer ülkelere geri döner. Mucize o kadar çarpıcıdır ki orjinal haberin  ilk yayınlandığı Mısır'da bile büyük ilgi görür ve milyonlarca müslüman, haberin aslına dönüp bakma ihtiyacı hissetmeden iman tazelemiş olur.


Haber o kadar ses getirir ki NASA birçok açıklama yapmak zorunda kalır. Bu kez de "Batı islamın yayılmasını engellemek için Ay'da ezan gerçeğini inkar ediyor" söylentileri yayılır.


                                       1982 Bir Uzay Efsanesi-Erdinç YÜCEL

6 Ekim 2018 Cumartesi

Facebook'umdan bulduğum boncuklar.


Yetmişlik dedelerin eline bir klavye ile maus geçince, kırıntısı bile kalmamış testesteron ve adrenalinlerinin nasıl tavana vurduğunu, 

Gerçekte ne olduğunu, ne'ci olduğunu  bildiğimiz insanların, birilerine yaranmak için, "işine nasıl gelirse O'cu" olabildiğini,

Üflesen yıkılacak, höt desen altına yapacak bazılarının da pc başına oturunca, meğerse on kaplan gücünde Conan, yüz yumruk gücünde Rocky Balboa olduğunu,

Bir baltanın sapı olmak için mülakat yapılsa elemeyi geçemeyecek şahısların,  sanal dünyada ne ahkamlar kestiğini, ne profesörlere akıllar verdiğini, eleştirdiğini,  kendisini tanımasak adam sanacağımızı,

Tuttuğu takımın yenildiği maçtan sonra,  takımın penaltı kaçıran futbolcusunun,  restoranda bir gecede ödediği hesabın,  kendisinin altı ayda aldığı maaş kadar olan adamın, takımının kaybettiği maçı kendine O futbolcudan daha fazla dert ettiğini,

Sokakta höt zöt konuşan, kurduğu cümle yapısı özne+tümleç+amk olanların sanal medyadan kızlara yürürken ne kadar kibar olduğunu, bu şahısları tanımasak, kurduğu cümle yapısındaki yüklem görevi gören amk' nın "Açık Mert Korkusuz" demek olduğunu sanabileciğimizi,

Kendisini, "delikanlının tarifi" "Efendi" "muhafazakar"  olarak nitelendirip, "onun, bunun karısıyla, kızıyla işim olmaz aga" diyen tiplerin,  ilgilendikleri sayfa  içeriklerine ve arkadaş listesine baktığımızda, olduğu gibi görünmedikleri, göründüğü gibi de olmadıklarını,

Sırf erkek arkadaşı olmayan kız arkadaşlarını, ya da eski erkek arkadaşını  kıskandırmak için başka erkeklerin  duygularıyla oynayarak  aşkısı, canısı, balısı selfilerinin  paylaşılmasından sonra  biten sözde aşkları,

Eşlerin birbirlerini ne kadar sevdiklerini facebooktan ilan ettiklerini, doğum günlerini bile yan yana  otururken birbirlerine yazarak kutlayan tiplerin facebook'tan önce sevgilerini nasıl ifade ettiklerini bilmediğimizi,

Her gününün aşağı yukarı nasıl olduğunu bildiklerimizin "Bugün de böyle olsun" paylaşımlarını görünce, "Dün sabah kahvaltıyı Como Gölü kıyısında yaptı galiba" diye düşünmeden edemediğimizi,

Eğlenmek, dinlenmek için gidilen tatilleri biliyorduk ama sosyal medyada fotoğraf paylaşmak için de tatile gidildiğini,

İsmimizin ne anlama geldiğini, uğurlu rengimizi, ismimizin baş harfine göre aslında mesleğimizin ne olması gerektiğini ya da  önceki hayatımızda Mısır Kraliçesi olduğumuzu, bu saçmalıklara gerçekten  inanan ve bununla böbürlenen, "Bakın işte demedim mi ben kraliçe ruhluyum" diye gezinen bir kitlenin de gerçekten var olduğunu,

Adının önüne gazeteci ünvanı bulunan bazı kişilerin bile araştırıp incelemeden her saçma konuyu haber gibi paylaştığını,

"Yoğurtla limonu karıştır bak, her sabah ye bizim oğlan, bizim bir akraba vardı Allah seni inandırsın şeker meker kalmadı, altı ayda insülini bıraktı"  türü sağlık reçetelerinin  dilden dile gezdiği ama Türkiye'de hala 6 milyon şeker hastası olduğunu,

Herkesin Atatürkçü, milliyetçi, cumhuriyetçi geçindiğini, ancak sorsan 1923 de ne oldu? 1920 de ne oldu? hep karıştırdığını,

Cuma namazına gitmeden cuma mesajı paylaşarak dini vazifesini yerine getirdiğini sananların olduğunu,

"Bugün de şehit ateşi düştü" haberinin altına, "Bekle Gabar Dağları,  Cudi Dağları geliyoruz !" diye yorum yazanların, paralı askerlik yapmak için başvurduğunu, 

Arkadaş sayfanda olan, her paylaşımını takip eden, yorum yazan kişilerin gerçek hayatta senden bir selamı esirgediğini,

"Yav ne zamandır görünmüyorsun, özledik" cümlesinin "Ya facebook'ta görünmüyorsun hiç, hayırdır?" cümlesi ile yer değiştirdiğini, 

Zeka seviyesi,  fırça+boncuk+kürek=15 ise tarak+faraş+kürek= ?kaçtır türü sorularını paylaşmak ve yorumlara "hayır değil", "hayır o da değil"  "ben çözdüm çok zekiyim eyoo!" seviyesinde olan bazı dostlarımızın olduğunu,

Bir yemek resminin, bir tatil deniz güneş mayo bikini resminin yüzlerce beğeni alırken, kültürel bir paylaşımın kaç arkadaşınız olursa olsun en fazla on beğeni aldığını,

Dostlarımızın şarkı paylaşımlarından ruh halinin ne olduğunu, sevgilisinin terk ettiğini mi, özlediğini mi, barıştığını mı rahatlıkla anlayabileceğimizi,

On dakika önce ölmüş dedesiyle selfie yaparak  "Dedemi kaybettik ühü" duyurusu yapanlara, içimizden "bi dürt bakalım hacı belki uyuyordur nerden bilelim öldüğünü, doktor raporunu da paylaş" demek geldiğini, 
  
Kaç şiddetinde deprem olursa olsun, yapılacak ilk işin güvenli bir yere sığınmak değil, durum güncellemesine "Fena sallanıyoruz?" "Deprem oluyor" diye yazmak olduğunu,

Hava durumunu öğrenmek için hava durumu sitelerine girmeye gerek olmadığını, "Arkadaşlar, dışarı çıkıcam da, üzerime bir şeyler almalı mıyım?" demenin yeterli olduğunu,

Gruplarda, bir kadının en dandik paylaşımının bile en az üçyüz yorum, bin beğeni aldığını, aynı paylaşımı bir erkek yaptığında ise sadece grup yöneticisinin beğeni yapıp, yorum kısmına gülenyüz bıraktığını, (Bizzat denenmiştir. :) )

Hâlâ, sahte hesaplardan gelen "Tebrikler hadi yine iyisin canım arkadaşım, senin hat kontörlü müydü be? Ya da "Çiftnosa çekilişinin bu haftaki talihlisi olmak ister misin arkadaşım" türü mesajları yutan bir tayfa olduğunu, bu ucuz numaralarla başkalarını kandırabileceğini düşünen de birileri olduğunu,

Öğrendik.

Dahası, 
   
Facebook' tan sosyal medyayla aramızın ne kadar boom book olduğunu öğrendik.


        

  

2 Ekim 2018 Salı

Onlar ve Hanımları - Elif Şafak

Rus edebiyatına yönelik son dönem peş peşe yayımlanan araştırmalar içinde en ilginçleri "yazar eşleri" hakkında olanlar. Bu kitaplardan bir tanesi Aleksandra Popoff imzası taşıyor. Bugün Rus edebiyatı dendiğinde ilk akla gelen isimlerin hayatlarındaki gölge-eşleri araştırmış. Vera Nabokov mesela. Sofya Tolstoy. Anna Dostoyevski. Elena Bulgakov. Ya da Natalya Soljenitsin. Okurken anlıyoruz ki bu kadınlar, bugünün edebiyat severleri-sanatperestleri tarafından tanınmayı fazlasıyla hak etmekteler.

Bu eşlerin bir kısmı, kocalarının "katip" liğini yapmışlar. Kocaları dikte etmiş, onlar kağıda geçirmişler, özenli el yazılarıyla. (Savaş ve Barış'ı defalarca temize çeken Sofya Tolstoy gibi) Bir kısmı, kocaları rahat yazsın diye evde mükemmel bir düzen oluşturmuş, çocukların ses çıkarmadan uslu uslu büyümeleri için uğraşmış. Bir kısmı ise, kendi hayallerinden vazgeçip kocalarının çalışma ritimlerine göre sil baştan kurmuş gündelik hayatlarını. Öyle bir sene, iki sene boyunca değil, en az yirmi otuz sene. Ve kocaları ünlenirken, kitap üstüne kitap yayımlar, hayranlarıyla buluşurken, bu yükselişin kamusal kısmında hemen hemen hiç görünmemiş eşler.

                                                                  Sanma ki Yalnızsın
                                                                         Elif Şafak

İnsan Olmanın Alameti Farikası - Levent Gültekin

İnsan olmanın kuşkusuz bir çok göstergesi var. Bana göre adil olmak bunların başında geliyor. Adil olmak bizi insan yapıyor ama hayatı da zorlaştırıyor. Nasıl mı? Anlatayım:

Bosnalılarla Sırplar savaşırken kimi Hırvatlar Bosnalıların yanında -safında Sırplara karşı savaşıyordu. Bir gün komutanlarla toplantı yapan Bosna lideri Aliya İzzetbegoviç mealen şöyle der:

"En zorda olanlar, sizinle beraber savaşan Hırvat askerler, çünkü Hırvatlar onlara hain gözüyle bakıyor. Siz ise sizden olmadıkları için onlara şüpheyle yaklaşıyorsunuz. Her an size bir yanlış yapacakları ihtimali, sizi onlara karşı içten, samimi davranmaktan alıkoyuyor. Onlara tam güvenemiyorsunuz. Lütfen bu duygunuzu yansıtmamaya çalışın."

Adil olmak, kendi hakkını veyahut senden olanın, senin gibi düşünenin hakkını, hukukunu korumaktan, savunmaktan çok "öteki"nin yani rakibin, yani senden olmayanın, yani senin gibi düşünmeyenin hakkını, hukukunu ne kadar gözettiğinle alakalı bir değerdir.

Gerçeği söyleyen, hakkı teslim edenin adalet duygusu o kimseyi arkadaşlarını kaybetme, yalnız kalma, takımdan atılma pahasına adil davranmaya mecbur ediyor. İşte bütün bu kayıpları göze alıp gerçeği söylemek. Mesele bu. Bunun için adalet duygusunun yüksekliği, insanlık derecemizin de göstergesidir. Fakat böyle davranmanın yaşamımızda bir bedeli var. Özellikle de bizim gibi değerleri tahrip olmuş toplumlarda bedel daha da ağırlaşıyor. Çünkü bu duyguya sahip insanlar yalnızlaşıyor. Dışlanıyor.

Değerlerden yana olmak, yani değerleri yaşamın terazisi yapmak sizi mahallesiz, çevresiz, arkadaşsız bırakabilir ama insan yapar. İnsan olmadıktan sonra kiminle dost kiminle düşman olmanın ne anlamı var ki?

                                                   İnsan Olmanın Alameti Farikası
                                                                Levent Gültekin
                                                           Karakarga Dergi Sayı:5

1 Ekim 2018 Pazartesi

Nefret ederim

* Tam ayakkabımı bağlayıp merdivenlerden ineceğim sırada, merdiven otomatının sönmesinden,

* Apartmanın dış kapısının önünde, sıkışmış bir halde acil tuvalete yetişmem gerektiğinde, çantadan anahtarı arayıp, en sonunda bulduğumda, meğer kapının açık olduğunu görmekten,

* İki elimde poşet varken telefon çaldığında, poşetleri yere koyup, çantadan telefonu çıkarıp, arayanın yanlış numarayı aradığını görmekten,

* Şu mu olsun, bu mu olsun diye sorunca "farketmez" cevabını almaktan,

* Çay bahçesinde masaya oturur oturmaz tepemde biten garsondan,

* "Alır mısınız" diyerek ikramda bulunduğum  kişinin "teşekkür ederim" demesinin, "Evet istiyorum mu?"  "Hayır istemiyorum mu?" demek olduğunu anlamamaktan, 

* Parmak arası terliğin, ısrarla orta parmak ile işaret parmağı arasına girmeye çalışmasından,

* Bel dakika önce gördüğüm, yanımdan geçerken selam verdiğim tiple dönüşte tekrar karşılaşmaktan,

* Giydiğim pantolona en uygun gömleğin, ütüsüz ya da kirli sepetinde olduğunu duymaktan,

* Diyabet hastası olduğumu bilmelerine rağmen dostlarımın tatlı ikramı ısrarlarından,

* Günlerce seyredelim, seyredelim diye tutturduğum filmin tırt çıkmasından,

* Tezgah bulaşıkla dolu olduğunda, bulaşık makinesinin kapağını açınca  makinenin dolu olduğunu görmekten,

* Egzozunu öttüre öttüre yanımdan geçen mobiletten,

* Yanımdan sessizce geçtiğini sonradan fark ettiğim elektrikli motordan,

* Radarı selektörle haber veren şoförlerden,

* Gereksiz yere sis lambası yakanlardan,

* Menüsünde fiyat yazmayan restoranlardan,

* Dolu çöp poşetini, boş çöp poşetine sığdırmaya çalışmaktan,

* Bir simit verir misin dediğim fırıncının, her defasında " Bir tane mi?" diye sormasından,

* Beni telefonla konuşurken gördüğü halde, aynı zamanda bana bir şeyler anlatmaya çalışan tipten,

* "Bir konuda bir şey danışacaktım" deyip benim konuşmama fırsat vermeyenlerden,

* Bana 5 dakika vakit ayırır mısın deyip yarım saatte lafı bitmeyenlerden,

* Sözümün kesilmesinden,

* Çay bardağından tabağına taşmış çaydan,

* Çayı kahveyi hüpürdeterek, çorbayı şapırdatarak, çiğdemi çikirdeterek yiyenlerden,

* "Neyse, hayırlısı olsun" diye biten sohbetlerden,

* Bilgi formuna doldurmak için telefon numaramı soran kişiye, başta sıfır olmadan numaramı söylediğimde, sanki başta sıfırdan başka rakam olabiliyormuş gibi baştaki o sıfırı neden söylemedin dercesine bastıra bastıra "sıfır beşyüz otuz ikiii" diye tekrar edilmesinden,  



* Ramazan'da önce motosikletle davul çala çala geçen, hasılat düşük olunca da zile basıp kapıyı açtırarak apartman içinde davul çalan davulcudan,

*  Lacivert takım altına kahverengi ayakkabı giyen erkeklerden,

* Beyaz gömlek altına siyah iç çamaşırı, beyaz etek altına siyah ince çorap giyen kadınlardan,  

* Fenerbahçe' nin maçından önce Galatasaray'lı biri tarafından aranmaktan ve  Fenerbahçe maçının olduğu herhangi bir akşam yapılan düğün, sünnet vb. törenlerden,

* Öğle tatilinde işle ilgili arayıp öğle tatilimi hiç edenlerden,

* İki arabalık yere tek araba park eden şişmiş egolulardan,

* Arkadan vuran kalleş ayakkabıdan,

* İşe giderken her gün geçmek zorunda olduğum, seyyar ve kendimi Afganistan'da hissettiren o  rezil caddeyi görmekten ve kaldırım işgallerine göz yuman, halkın kaldırımını parayla başka bir halka satan  yerel yöneticilerden,

* DR plaka anladık da AV plakalı avukatlardan, (Yani yolda acil avukat lazım olduğunu, hadi olduysa da "Dur AV plaka geçiyor, kesin avukattır. Onu tutalım! " diyeni görmedim daha)

* Bu yazıyı sonuna kadar okumayanlardan,