30 Ekim 2021 Cumartesi

Nazım'ın hapishaneden Atatürk'e yazdığı mektup

Uzun yıllar boyunca "Askeri isyana teşvik" suçlamasıyla cezaevinde yatan Nazım Hikmet hapishaneden Atatürk'e şöyle bir mektup yazdı:

"Türk Ordusunu isyana teşvik ettiğim iddiasıyla 15 yıl ağır hağis cezası giydim. Şimdi de Türk donanmasını isyana teşvik etmekle töhmetlendiriliyorum. Türk inkılabına ve senin adına ant içerim ki suçsuzum. Askeri isyana teşvik etmedim. Deli, serseri, mürteci, satılmış, inkılap ve yurt haini değilim ki bunu bir an olsun düşünebileyim.

Senin eserine ve sana, aziz olan Türk dilinin inanmış bir şairiyim. Sırtıma yüklenen ve yükletilebilecek hapis yıllarını taşıyabilecek kadar sabırlı olabilirim. Büyük işlerinin arasında seni bir an kendimle meşgul ettimse, alnıma vurulmak istenen bu "inkılap askerini isyana teşvik" damgasının ancak senin ellerinle silinebileceğine inandığımdandır.


Başvurabileceğim en inkılapçı baş sendin. Kemalizm'den ve senden adalet istiyorum. Türk inkılabına ve senin başına ant içerim ki suçsuzum."

İntihar

 İntihar, hayattan sıvışmaktır.

Yavaş yavaş ölürler


Pablo Neruda şöyle diyor:

Yavaş yavaş ölürler seyahat etmeyenler,

Yavaş yavaş ölürler okumayanlar, müzik dinlemeyenler, vicdanlarında hoş görmeyi barındırmayanlar,

Yavaş yavaş ölürler, izzetinefislerini yıkanlar, hiçbir zaman yardım istemeyenler,

Yavaş yavaş ölürler alışkanlıklarının esiri olanlar, her gün aynı yolları yürüyenler, ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler, elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyen veya bir yabancı ile konuşmayanlar,

Yavaş yavaş ölürler ihtiraslardan ve verdikleri heyecanlardan kaçınanlar, tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki parıltıyı görmek istemekten kaçınanlar,

Yavaş yavaş ölürler aşkta veya işte bedbaht olup istikamet değiştirmeyenler, rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar, hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına çıkmamış olanlar

Yavaş yavaş ölürler.

1 Ağustos 2021 Pazar

CİĞERİMİZ YANIYOR

Mesela evlatlarını kaybedenler "Ciğerim yanıyor" der. Hiç düşündün mü neden "ciğerim" derler?"

Bedenin bir hafızası var, biliyorsun. Belli duyguları belli bölgelere kaydediyor. Karaciğer ve karın bölgesi de duygusal yükün ağır olduğu anları kaydetmekle görevli. Mesela kayıpları, yoğun hasreti... Birini kaybettiğinde, özlemi ciğerinle hissedersin. Ciğerinde hakikaten bir ağrı, hatta yangı olur yani. "Ciğerim yanıyor" lafı o histen geliyor.  

Nermin Yıldırım'ın "Unutma Dersleri" adlı kitabında geçiyor bu bölüm.

Bir süredir yurdumuzun çeşitli bölgelerinde oksijen kaynağımız, insanların olduğu kadar hayvanların da hayat kaynağı olan  ormanlarımız yani ülkemizin akciğerleri yanarken bizim de ciğerimiz yanıyor, karaciğerimiz yanıyor.

Yanan sadece ormanlar değil, ağaçlar değil, canlar yanıyor, insanlar yanıyor, evler yanıyor, geleceğimiz yanıyor. Kendi içinde bir can taşıyan, yavruları olan fakat bazı insanlar için sermaye olmaktan, mal olmaktan ileri gitmeyen ve "ölmek" kelimesini bile yakıştıramadığımız "telef" oldu dediğimiz inekler, keçiler, kuzular, koyunlar, danalar yanıyor. Kuşlar yanıyor, böcekler yanıyor, yılanlar kaplumbağalar yanıyor. 

Ölümlerin en acı vereni yanarak ölmek. Sokaktaki sıcağa tahammül edemezken, klimaların çalıştığı evlerimizde serin serin otururken yangın bölgesinde yüzlerce derece sıcaklıkta yangınla mücadele ederken yananlar oldu. Kendisinin orada bir dikili ağacı olmadığı halde yangına müdahale etmek için yanan görevlilerimiz oldu. Yanan vatandaşlarımız oldu. Allah hepsine rahmet eylesin. Türk milleti büyüktür. Her türlü yarayı sarmasını, iyileştirmesini bilir. Bu işin de mutlaka üstesinden gelinecektir. Yanan ağaçların yerine yenileri çıkacak, yeniden o yeşilliklere kavuşulacak ancak giden canlar geri gelmeyecek. 

Umuyorum ki ülkemizin değişik yerlerinde aynı anda çıkan bu yangınların nedeni bir iklim değişikliği ya da doğanın bir tepkisi olsun. Kötü niyetli kişilerce yapıldığına inanmak bile istemiyorum. 

Son zamanlarda doğayı çok fazla kızdırdığımız ortada. Aramız pek iyi değil onunla. Çünkü daha önce ateşin yapamadığını dozerlerle, iş makinalarıyla bizler yaptık. Ortasından kimi gerekli kimi gereksiz yollar, viyadükler, köprüler geçirdik, siteler yaptık, oteller yaptık. Ormanın sakinleri hayvanları doğal yerleşim yerlerinden ettik. Çünkü oralara bizler yerleştik.

Sel, toprak kayması, yangın, hortum. Bu felaketleri Doğa Ana'nın bir uyarısı olarak anlıyorum ben. Zararımız büyümeden bir an önce Doğa Ana ile barışı sağlamalıyız. Yoksa ikinci bir Nuh beklemek zorunda kalırız. O gemide insan ırkına yer kalmışsa tabi.

2 Mayıs 2021 Pazar

Tagore şöyle güzel bir söz söylemiş kitaplar için

 


"Bir kitap açık olduğunda konuşan bir beyin, kapalı olduğunda beklemede olan bir arkadaş, unutulduğunda bağışlayan bir ruh, yok edildiğinde ağlayan bir yürektir." 

Tagore

4 Ocak 2021 Pazartesi

Niye olmasın? Bence hakediyor.

                                                                                        

Nar ağacı narsist olur mu?