27 Kasım 2018 Salı
Son Havadisler
Gelin bugün biraz gazete ismi vermeden, gazetelerden derlediğim haber başlıklarına bakalım:
Birinci gazetemiz:
"Mahalli İdareler yeni baştan düzenlenecek"
"Kendisini eve almayan karısını tornavida ile öldüren marangozun çocukları mahkemede bayıldı."
"CHP, artık onu kuranlar için tanınmaz hale geldi."
"Tarım Bakanı, dün Çukurova'da Meksika buğdayı ile ilgili tetkiklerde bulundu"
"Milli Eğitimde sistem sil baştan"
İkinci gazetemiz:
"Diyarbakır-Silvan arasındaki bölgede 4 terörist yakalandı."
"Sakarya Karapınar'daki bir düğünde ateş ederek kutlama yapan iki vatandaş birbirini vurdu."
"Hastanelerde doktor sıkıntısı"
Üçüncü gazetemizde ise neler varmış:
"Bu yıl 500 bin ton buğday ithal edilecek"
"Olası İstanbul depremine karşı neler yapılabilir?"
"Fenerbahçe'de huzursuzluk bitmiyor."
Dördüncü gazetemizde şöyle başlıklar var:
"Bursa'dan Yalova'ya giden yolcu otobüsü devrildi: 4 ölü 25 yaralı"
"İktidar partisi milletvekillerinden Sayın T.F: 'Yoksullukla ve yolsuzlukla mücadele en büyük görevimiz' dedi."
"Tarımdaki verim düşüklüğü önleniyor. Yüksek verimli tohumluk yetiştirenlere prim verilecek."
"Sanayimizin güçlendirilmesi için 5 milyar 500 bin lira harcanacağı açıklandı"
Beşinci gazetemizde:
"Askerlik süresi ile ilgili yeni düzenleme"
"CHP Genel Başkanı açıkladı:Her türlü diktaya karşıyız."
"Suriye sınırında yine çatışma"
"Yapılan kontrollerde 69 çeşit gıda maddesinin bozuk olduğu tespit edildi. Cezalar arttırılıyor"
"Askeri ücrette yine anlaşma sağlanamadı"
Altıncı gazetemizin başlıkları:
"Gazete kağıdına müthiş zam"
"Meyve sebze fiyatları el yakıyor."
"Tütüne ve alkol ürünlerine zam"
Yedinci gazetemiz:
"Gelir dağılımında adalet sağlanacak"
"Kuvvetli yağmur İstanbul'da yaşamı alt üst etti."
"Ege körfezi çölleşiyor mu? Ege Bölgesi Balık Avcıları Derneği, Cumhurbaşkanı ve yetkililere seslenerek: Balıkçıların bilinçsiz avlanmaları sonucu denizlerimizdeki balık neslinin tehlikede olduğunu belirterek su ürünlerinin korunması için vakit geçirmeden gerekli tedbirlerin alınmasını talep etti."
Sekizinci gazetemizde:
"Sınavlarda cevap anahtarı satanlara kanmayın"
"Maden ocağında patlama"
"Özel dershaneler kapatılmayacak"
Dokuzuncu gazetemiz:
"Memura yeni düzen"
"Irak'ta hava operasyonu"
"Sahte rakıdan 5 kişi öldü"
Son gazetemizde ise bir tek başlık göze çarpıyor:
"İstanbul'da ekmek, taksi, dolmuş ücretlerine zam yağdı."
Bu haberler, günlük gazetelerden okumuş olduğum başlıklar.
"GÜNLÜK" gazetelerden. Ama "GÜNCEL" gazetelerden değil.
Şöyle ki:
Sırasıyla okumuş olduğum;
1.gazete: 22 Mayıs 1968 tarihli SON HAVADİS
2.gazete: 21 Mayıs 1968 tarihli TASVİR
3.gazete: 6 Eylül 1968 tarihli MİLLİYET
4.gazete: 23 Mart 1970 tarihli TANİN
5.gazete: 23 Mart 1970 tarihli CUMHURİYET
6.gazete: 17 Temmuz 1971 GÜNAYDIN
7.gazete: 29 Mayıs 1973 tarihli AKŞAM
8.gazete: 17 Mayıs 1983 GÜNEŞ
9.gazete: 16 Ağustos 1986 CUMHURİYET
10.gazete: 1 Şubat 1990 tarihli MİLLİYET
Yayınlandıkları dönemde ülkede değişik partilere ait tek başına ya da birlikte görev yapan iktidarların olduğu, farklı yıllara ait rastgele seçilmiş gazetelerden bazı haberler bunlar.
60'lardan, 70'lerden, 80'lerden, 90'lardan.
2000'lere hiç girmedim. Diğerlerine göre daha yakın tarih sayılır. O yıllardaki gazete başlıklarını ve gündemi hemen hemen herkes zaten hatırlar. Onlar da günümüzden çok da farklı değildi.
Gördüğünüz gibi, yıllar değişiyor haberler değişmiyor.
İktidarlar değişiyor, haberler değişmiyor.
Kuşaklar değişiyor, adetler değişmiyor.
Belediye başkanları değişiyor, afetler değişmiyor.
Bakanlar değişiyor, eğitim sistemi değişmiyor.
İktidarlar değişiyor, zamlar değişmiyor.
Parti genel başkanları değişiyor, demeçler değişmiyor.
Son olarak da, yönetenler değişiyor, oyuncular değişiyor, hocalar değişiyor Fenerbahçe değişmiyor.
Bu gazeteleri internetten okumadım. Son yıllarda sahaflardan eski gazete ve dergi satın alma alışkanlığım oluştu. Ben eski gazete ve dergileri okumayı çok seviyorum. Zaman makinasına binip geçmişe gider gibi oluyorum. O yılların gazetelerini, o sarı sayfalara basılmış, şimdikilerden çok daha geniş boyutlu ama daha az sayfalı, renksiz gazete kağıtlarını elime almak, yıllar öncesinin diliyle yazılanları okumak hoşuma gidiyor.
Ancak; kırk yıl, elli yıl, altmış yıl önceki haberlerin benzerlerini, bugünkü gazetelerde okumak hiç mi hiç hoşuma gitmiyor.
5 Kasım 2018 Pazartesi
GIRGIR
Okuma yazmayı biliyordum ama kaç yaşındaydım hatırlamıyorum Kaçıncı sınıfta olduğumu da. Annemin amcasına gitmiştik bir akşam. Sadık, Caner abi oğulları, Selma, Ceyda ise kızları.
GEÇİM DERDİNİ, CAN SIKINTISINI, AŞK YARASINI, KARI-KOCA KAVGASINI ŞİPŞAK KESER. HER DERDE DEVADIR GIRGIR DA GIRGIR
O akşamlardan birinde Selahattin amcaların evinde yer minderinde ayaklarımı uzatıp otururken keşfettim divanın altından ucu görünen sarı renkli dergiyi. "GIRGIR" Başlıkta büyük harflerle yazıyordu. Altında ise "Geçim derdini, can sıkıntısını, aşk yarasını, karı-koca kavgasını şipşak keser. Her derde devadır, gırgır da gırgır." yazısı ve yan tarafında da başına yanlamasına bir çubuk geçmiş dili dışarıda bir adam kafasının karikatürü. Çocuklar çizgi roman okumayı sever, ki ben her türlü yazılı şeyi zaten okumayı seviyorum. Hemen elime aldım. O anda Gırgır adının bana yabancı gelmediğini, evdeki süpürgenin üzerinde de Gırgır yazdığı aklıma geldi. Tam otomatik Gırgır. Ne alaka? Neresi otomatikse. Sanırsın evi kendisi süpürüyor. Neyse dergiye gelelim, sayfalarını çevirip okumaya başladım tabi ki. Gazete sayfalarının kenarlarındaki "Fatoş ile Basri" benzeri karikatürleri de bulunca kaçırmazdım ama dergi şeklinde daha önce görmemiştim. Gırgır'a bayıldım. Çok hoşuma gitti.

GIRGIR AMCALARA GİDELİM
Eee zehir vücuda girdi bir kere. "Baba o dergiden biz de alsak ya!" dememin babam tarafından çok da umursanmadığı bir kaç denemeden sonra Gırgır okumanın yolunun amcalara gitmek olduğunu anlamıştım. Bu defa ben "Selahattin amcalara gitsek ya. Ben Fikriye yengemi özledim" demeye başladım. Tabi ki asıl niyetim Gırgır okumak. Akraba ziyaretleri daha sık yapılıyordu o zamanlarda. Annem de hadi gidelim bari bu akşam deyince hoop gidiyorduk "Gırgır amcalara" pardon "Selahattin amcalara". Amcalara gitmek Gırgır okumak demekti çünkü.
Selahattin amcalara gittiğimizde benim aklımda Gırgır. Hemen sorulmaz tabi, nerede Gırgırlar acaba?. Etrafa bakınıyorum Gırgır mırgır yok ortada. Yerde minderde oturuyorum. Uzanmışım deftere bir şeyler yazıyorum. Aman Allahım! O da ne? Kenarına oturduğum divanın altından Gırgır'ın ucunu gördüm. Derginin ucundan asılıp kendime doğru çekerken altından 3-4 tane daha Gırgır gelmez mi? Benim sevincim görülmeye değerdi. Hele Selma Ablamın "Aaa bak orda eski sayılar vardı. Seversen al götür evde okursun" demesi benim için hayatımda duyduğum unutulmaz cümleler arasında ilk ona girer.
O zamanki şartlarda her gün olmasa da pazarları eve en az bir bazen iki gazete girerdi. Kahvaltıdan önce gazete alma görevi de hep benim olmuştur. Gırgır hayatıma girdikten sonra pazar gazetelerine bir de Gırgır eklenmişti. Her pazar çıkan Gırgır, Selahattin amcalara gitmek demekti, şimdi de Pazar günleri Gırgır demek olmuştu. Gırgır'ı, hafta içi harçlığımdan biriktirdiğim parayı, babamın verdiği gazete parasına ekleyip alıyordum.
DIGIL DIGIL
Daha yolda başlardım okumaya, hiç bitmesini istemez bir şekilde. Eve gelir gelmez önce Avanak Avni'yi okurdum. Avanak Avni konuşamazdı ama "Dıgıl dıgıl" la işini hallederdi. Zalim Şevki ve Kelek Osman' ı, Utanmaz Adam'ın maceralarını, Korna'yı, Zihni Sinir'i, Hafiyesi Mahmut'u, Muhlis Bey'i çok severdim. En Kahraman Rıdvan, Deli Ziya, Eşşek Herif unutulmaz karakterlerdi.

Gırgır ile birlikte Çarşaf, Laklak ve Tekin Aral'ın Fırt dergisi de çıkardı. Fırt ve Çarşaf'ı da severdim. Fırt'ın kahramanlarından Tarzan ve Arap Kadri kalmış aklımda. Pazar gününün Gırgır'ına Çarşambaları çıkan Çarşaf'ı da eklediğim haftalar müthiş mutluluk sebebi idi benim için. Yalnız "Fırt" diğerlerinden daha değişikti. İkinci sayfadaki "Yavrunuzun Sayfası" nda yabancı dergilerden aşırma bir seksi kadın resminin üzerine serpiştirilmiş karikatürler olurdu. Fırt'ı da severdim aslında ama sırf o "Yavrunuzun Sayfası" nedeniyle, sırf onun için almış görüntüsü vermeye utandığımdan pek almazdım. Hafta sonu Umurlu'ya halamın oğlu Yavuz abimin yanına gittiğimde alırdım Fırt'ı. Yavuz abiyle beraber bakardık "Yavrumuzun Sayfası"na.
Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Necmettin Erbakan, Kenan Evren o zamanların mizah dergilerinin başrol oyuncuları idi. En çok da Süleyman Demirel karikatürleri hoşuma giderdi. Televizyonda gördüğümüz ağır görünüşlü siyasi adamların dergide en komik halleriyle çizilmesi çok hoşuma gitmişti. Siyasi içerikli yazı balonlarından çok çizimlerin komikliği daha ilginçti. Siyasi olaylara ve siyasetçilere de gülünebileceğini daha o zamanki aklımla anlamıştım. O zamanki şartlara ve kısıtlı özgürlüklere rağmen demek ki siyasetçi karikatürü daha rahat çizilebiliyor, Onlar da bunu hoşgörü ile karşılayabiliyorlardı.
KARİKATÜRİST FABRİKASI GIRGIR
1972'de Oğuz Aral'ın editörlüğünde yayına başlayan Gırgır dergisi 1981-83 döneminde 500 bine yakın tiraj yapıyordu. Siyaseti, argoyu, günlük hayatı, cinselliği rahatça işliyordu. Günümüzün ünlü mizahçılarının çoğu bu dergide yetişti. Bunların arasında Nuri Kurtcebe, Engin Ergönültaş, İlban Ertem, İrfan Sayar, Ergün Gündüz, Orhan Alev, Suat Gönülay, Gürcan Özkan, Atilla Atalay, Latif Demirci, Sarkis Paçacı, Hasan Kaçan, Mehmet Çağçağ, Metin Üstündağ, Can Barslan, Uğur Durak, Behiç Pek, Cihan Demirci, Özden Öğrük, Ramize Erer, Gani Müjde, Tuncay Akgün sayılabilir.
Çocukluğum, ergenliğim, gençliğim boyunca kapanana kadar aksatmadan her hafta Gırgır dergisi almaya çalıştım. Dergi kapanınca yazarları dağıldı. "Avni", "Mikrop", "Limon", "Hıbır", "Hbr Maymun", "Pişmiş Kelle" Gırgır'ın dağılan yazarlarının çıkardığı dergilerdi. Gırgır'dan sonra "Limon" dergisini almaya devam ettim. Sonra Hıbır' a geçtim. Hıbır'da, Limon'da dağıldı. Limon, "Leman" oldu daha sonraları da "Uykusuz", "Lemanyak", "Penguen" çıktılar. Bunların bir kısmını okumaya devam ettim ama hiç biri Gırgır'ın verdiği heyecanı vermedi.
KAĞIT SIKINTISI
İki yıl öncesine kadar 7-8 yıldan bu yana her hafta düzenli olarak Penguen alıyordum. Ne yazık ki Penguen de dayanamadı. O da veda etti. Leman da direniyor. Kağıt sıkıntısı ve artan döviz kurları nedeniyle geçtiğimiz haftalarda cep boyda çıkmaya başladı, küçüldü. "Uykusuz" zam yaptı. Zaten pek mizah dergisi kalmadı. Eskiden her gazete bayisinde bulabileceğimiz mizah dergileri şimdi büyük alışveriş merkezleri ve marketler dışında da zaten pek bulunmaz oldular. Biraz halkın ekonomik sıkıntısı biraz da dergi çıkaranların yaşadığı sorunlar, bolca ödedikleri tazminatlar, yer yer ayarsız eleştiriler, biraz da idarecilerimizin hoşgörü eksikliği ile birleşince mizah dergileri yavaş yavaş kaybolmaya başladı. Aslında mizah kaybolmaya başladı. Bundan televizyon da nasibini aldı. Devekuşu kabare benzeri tiyatrolar ve "Olacak O Kadar" türü programlar yok artık. Stand-up'çılar da, "Hoop o kelimeyi kullanma", "O'na sakın sarma", "buna dokunma", "O benim kanalın sahibi" diye uyarıla uyarıla Stand-Hoop'çu oldu çıktı.
Gülmek için yaratılmış gözlerde şimdilik yaşlar yok ama kahkahalar da pek var sayılmaz.
Son bir yıldır herhangi bir mizah dergisi almıyorum. Basını da büyük çoğunluk gibi sanal ortamdan takip ediyorum. Pazarları da ara sıra basılı gazete alıyorum. Tahmin ederim yakında gazeteler ve dergiler de yalnızca internetten yayınlanacaklar.
Siyaset ve siyasetçiler hakkında olmasa da, günlük yaşantımızda ağlanacak hallerimiz dahil olmak üzere o kadar çok gülecek şey var ki. Akşam haberlerini seyretmeniz yeterli. Mizahçıların işsiz kalmasının ve mizah dergilerinin yavaş yavaş yok olmasının sebebi belki de budur. Hayatımızın kendisi mizah oldu çünkü.
Ancak ben pazarları hala bir eksiklik hissediyorum. Mizah dergisi eksikliği. Pazar demek Gırgır demekti ya...
Mizahın ve şakanın dozunu aşmadığı, hakaret içermediği, değerlere dil uzatmadığı ve -küfürlü ve argo içerikli daha güzel olsa da- küfürsüz de yapılabilen her türlü mizahın yanındayım. Mizahsız kalmayın. Albert Camu'nun da dediği gibi "Mizah çok ciddi bir sanattır."
GEÇİM DERDİNİ, CAN SIKINTISINI, AŞK YARASINI, KARI-KOCA KAVGASINI ŞİPŞAK KESER. HER DERDE DEVADIR GIRGIR DA GIRGIR
O akşamlardan birinde Selahattin amcaların evinde yer minderinde ayaklarımı uzatıp otururken keşfettim divanın altından ucu görünen sarı renkli dergiyi. "GIRGIR" Başlıkta büyük harflerle yazıyordu. Altında ise "Geçim derdini, can sıkıntısını, aşk yarasını, karı-koca kavgasını şipşak keser. Her derde devadır, gırgır da gırgır." yazısı ve yan tarafında da başına yanlamasına bir çubuk geçmiş dili dışarıda bir adam kafasının karikatürü. Çocuklar çizgi roman okumayı sever, ki ben her türlü yazılı şeyi zaten okumayı seviyorum. Hemen elime aldım. O anda Gırgır adının bana yabancı gelmediğini, evdeki süpürgenin üzerinde de Gırgır yazdığı aklıma geldi. Tam otomatik Gırgır. Ne alaka? Neresi otomatikse. Sanırsın evi kendisi süpürüyor. Neyse dergiye gelelim, sayfalarını çevirip okumaya başladım tabi ki. Gazete sayfalarının kenarlarındaki "Fatoş ile Basri" benzeri karikatürleri de bulunca kaçırmazdım ama dergi şeklinde daha önce görmemiştim. Gırgır'a bayıldım. Çok hoşuma gitti.

GIRGIR AMCALARA GİDELİM
Eee zehir vücuda girdi bir kere. "Baba o dergiden biz de alsak ya!" dememin babam tarafından çok da umursanmadığı bir kaç denemeden sonra Gırgır okumanın yolunun amcalara gitmek olduğunu anlamıştım. Bu defa ben "Selahattin amcalara gitsek ya. Ben Fikriye yengemi özledim" demeye başladım. Tabi ki asıl niyetim Gırgır okumak. Akraba ziyaretleri daha sık yapılıyordu o zamanlarda. Annem de hadi gidelim bari bu akşam deyince hoop gidiyorduk "Gırgır amcalara" pardon "Selahattin amcalara". Amcalara gitmek Gırgır okumak demekti çünkü.
Selahattin amcalara gittiğimizde benim aklımda Gırgır. Hemen sorulmaz tabi, nerede Gırgırlar acaba?. Etrafa bakınıyorum Gırgır mırgır yok ortada. Yerde minderde oturuyorum. Uzanmışım deftere bir şeyler yazıyorum. Aman Allahım! O da ne? Kenarına oturduğum divanın altından Gırgır'ın ucunu gördüm. Derginin ucundan asılıp kendime doğru çekerken altından 3-4 tane daha Gırgır gelmez mi? Benim sevincim görülmeye değerdi. Hele Selma Ablamın "Aaa bak orda eski sayılar vardı. Seversen al götür evde okursun" demesi benim için hayatımda duyduğum unutulmaz cümleler arasında ilk ona girer.
O zamanki şartlarda her gün olmasa da pazarları eve en az bir bazen iki gazete girerdi. Kahvaltıdan önce gazete alma görevi de hep benim olmuştur. Gırgır hayatıma girdikten sonra pazar gazetelerine bir de Gırgır eklenmişti. Her pazar çıkan Gırgır, Selahattin amcalara gitmek demekti, şimdi de Pazar günleri Gırgır demek olmuştu. Gırgır'ı, hafta içi harçlığımdan biriktirdiğim parayı, babamın verdiği gazete parasına ekleyip alıyordum.
DIGIL DIGIL
Daha yolda başlardım okumaya, hiç bitmesini istemez bir şekilde. Eve gelir gelmez önce Avanak Avni'yi okurdum. Avanak Avni konuşamazdı ama "Dıgıl dıgıl" la işini hallederdi. Zalim Şevki ve Kelek Osman' ı, Utanmaz Adam'ın maceralarını, Korna'yı, Zihni Sinir'i, Hafiyesi Mahmut'u, Muhlis Bey'i çok severdim. En Kahraman Rıdvan, Deli Ziya, Eşşek Herif unutulmaz karakterlerdi.

Gırgır ile birlikte Çarşaf, Laklak ve Tekin Aral'ın Fırt dergisi de çıkardı. Fırt ve Çarşaf'ı da severdim. Fırt'ın kahramanlarından Tarzan ve Arap Kadri kalmış aklımda. Pazar gününün Gırgır'ına Çarşambaları çıkan Çarşaf'ı da eklediğim haftalar müthiş mutluluk sebebi idi benim için. Yalnız "Fırt" diğerlerinden daha değişikti. İkinci sayfadaki "Yavrunuzun Sayfası" nda yabancı dergilerden aşırma bir seksi kadın resminin üzerine serpiştirilmiş karikatürler olurdu. Fırt'ı da severdim aslında ama sırf o "Yavrunuzun Sayfası" nedeniyle, sırf onun için almış görüntüsü vermeye utandığımdan pek almazdım. Hafta sonu Umurlu'ya halamın oğlu Yavuz abimin yanına gittiğimde alırdım Fırt'ı. Yavuz abiyle beraber bakardık "Yavrumuzun Sayfası"na.
Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Necmettin Erbakan, Kenan Evren o zamanların mizah dergilerinin başrol oyuncuları idi. En çok da Süleyman Demirel karikatürleri hoşuma giderdi. Televizyonda gördüğümüz ağır görünüşlü siyasi adamların dergide en komik halleriyle çizilmesi çok hoşuma gitmişti. Siyasi içerikli yazı balonlarından çok çizimlerin komikliği daha ilginçti. Siyasi olaylara ve siyasetçilere de gülünebileceğini daha o zamanki aklımla anlamıştım. O zamanki şartlara ve kısıtlı özgürlüklere rağmen demek ki siyasetçi karikatürü daha rahat çizilebiliyor, Onlar da bunu hoşgörü ile karşılayabiliyorlardı.
KARİKATÜRİST FABRİKASI GIRGIR
1972'de Oğuz Aral'ın editörlüğünde yayına başlayan Gırgır dergisi 1981-83 döneminde 500 bine yakın tiraj yapıyordu. Siyaseti, argoyu, günlük hayatı, cinselliği rahatça işliyordu. Günümüzün ünlü mizahçılarının çoğu bu dergide yetişti. Bunların arasında Nuri Kurtcebe, Engin Ergönültaş, İlban Ertem, İrfan Sayar, Ergün Gündüz, Orhan Alev, Suat Gönülay, Gürcan Özkan, Atilla Atalay, Latif Demirci, Sarkis Paçacı, Hasan Kaçan, Mehmet Çağçağ, Metin Üstündağ, Can Barslan, Uğur Durak, Behiç Pek, Cihan Demirci, Özden Öğrük, Ramize Erer, Gani Müjde, Tuncay Akgün sayılabilir.
Çocukluğum, ergenliğim, gençliğim boyunca kapanana kadar aksatmadan her hafta Gırgır dergisi almaya çalıştım. Dergi kapanınca yazarları dağıldı. "Avni", "Mikrop", "Limon", "Hıbır", "Hbr Maymun", "Pişmiş Kelle" Gırgır'ın dağılan yazarlarının çıkardığı dergilerdi. Gırgır'dan sonra "Limon" dergisini almaya devam ettim. Sonra Hıbır' a geçtim. Hıbır'da, Limon'da dağıldı. Limon, "Leman" oldu daha sonraları da "Uykusuz", "Lemanyak", "Penguen" çıktılar. Bunların bir kısmını okumaya devam ettim ama hiç biri Gırgır'ın verdiği heyecanı vermedi.
KAĞIT SIKINTISI
İki yıl öncesine kadar 7-8 yıldan bu yana her hafta düzenli olarak Penguen alıyordum. Ne yazık ki Penguen de dayanamadı. O da veda etti. Leman da direniyor. Kağıt sıkıntısı ve artan döviz kurları nedeniyle geçtiğimiz haftalarda cep boyda çıkmaya başladı, küçüldü. "Uykusuz" zam yaptı. Zaten pek mizah dergisi kalmadı. Eskiden her gazete bayisinde bulabileceğimiz mizah dergileri şimdi büyük alışveriş merkezleri ve marketler dışında da zaten pek bulunmaz oldular. Biraz halkın ekonomik sıkıntısı biraz da dergi çıkaranların yaşadığı sorunlar, bolca ödedikleri tazminatlar, yer yer ayarsız eleştiriler, biraz da idarecilerimizin hoşgörü eksikliği ile birleşince mizah dergileri yavaş yavaş kaybolmaya başladı. Aslında mizah kaybolmaya başladı. Bundan televizyon da nasibini aldı. Devekuşu kabare benzeri tiyatrolar ve "Olacak O Kadar" türü programlar yok artık. Stand-up'çılar da, "Hoop o kelimeyi kullanma", "O'na sakın sarma", "buna dokunma", "O benim kanalın sahibi" diye uyarıla uyarıla Stand-Hoop'çu oldu çıktı.
Gülmek için yaratılmış gözlerde şimdilik yaşlar yok ama kahkahalar da pek var sayılmaz.
Son bir yıldır herhangi bir mizah dergisi almıyorum. Basını da büyük çoğunluk gibi sanal ortamdan takip ediyorum. Pazarları da ara sıra basılı gazete alıyorum. Tahmin ederim yakında gazeteler ve dergiler de yalnızca internetten yayınlanacaklar.
Siyaset ve siyasetçiler hakkında olmasa da, günlük yaşantımızda ağlanacak hallerimiz dahil olmak üzere o kadar çok gülecek şey var ki. Akşam haberlerini seyretmeniz yeterli. Mizahçıların işsiz kalmasının ve mizah dergilerinin yavaş yavaş yok olmasının sebebi belki de budur. Hayatımızın kendisi mizah oldu çünkü.
Ancak ben pazarları hala bir eksiklik hissediyorum. Mizah dergisi eksikliği. Pazar demek Gırgır demekti ya...
Mizahın ve şakanın dozunu aşmadığı, hakaret içermediği, değerlere dil uzatmadığı ve -küfürlü ve argo içerikli daha güzel olsa da- küfürsüz de yapılabilen her türlü mizahın yanındayım. Mizahsız kalmayın. Albert Camu'nun da dediği gibi "Mizah çok ciddi bir sanattır."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

