28 Mart 2020 Cumartesi

Akrabalık bahsi

"Öyle büyük bir sınav ki akrabalık, kıyamete kadar hükmü devam edecek kitapta yer bulmuş kendine. Hatta Firavun, Hz. Musa’nın üvey babasıydı, Ebu Lehep, Hz. Muhammed’in amcası, Hz. Yusuf’u kuyuya atanlar öz abileri, Hz. Lut’un kardeşi geride bırakılanlardan oldu.... Görüyoruz ki peygamber bile olsan akrabandan çektiğini kimseden çekmiyorsun arkadaş bu çok net."

demiş Selçuk Aydemir, Evrak Kürek adlı kitabının Önsözünde.
Bize de laf bırakmamış.

23 Mart 2020 Pazartesi

Peyami Safa'dan Mezunlara Nutuk

Türk edebiyatının kadim isimlerinden Peyami Safa, mezuniyet diplomasını alan öğrencilere hitaben 20 Haziran 1942 günü Yeni Mecmua gazetesinde yayımlanan yazısında, "Selahiyetim olsaydı, her sene üniversitenin ve yüksek mekteplerin son sınıf mezunlarını bir araya toplar, onlara şu fikirleri kabul ettirmeye çalışırdım." diyor. İşte o yazı:

16-17 yıldır öğretilenler lüzumsuz.
Tahsiliniz bugün sona eriyor, değil mi? Ellerinize tutuşturulan diplomanın en büyük  yalanı budur. Tahsiliniz bugün bitmiyor, bilakis, bugün başlıyor. On altı, on yedi seneden beri size öğretilen şeylerin çoğu ihtisas bakımından lüzumsuzdur, bütün dünyada hala yıkılmamış kötü bir öğretim sisteminin kurduğu ananeye göre  hafızalarımıza istif edilmiş, unutulmaktan başka hiçbir şansları olmayan ölü bilgilerdir. Zekanız, bu kokmuş malumat kadavralarını ne kadar çabuk atarsa, hürriyetine o kadar erken kavuşur. Mümkün olsaydı size bugün diploma yerine bir hafıza müshili verir, ilmin bu molozlarını ruhunuzun bağırsaklarından, dışarıya çabuk defetmenize hizmet ederdim. Ellerinizdeki diploma, öğretim denilen ve yazık ki ilacı henüz keşfedilmemiş müzmin bir hastalığın raporudur.
     Bugünden öteye ilk işiniz, kendinizi bu zoraki bilgi illetinin toksinlerinden kurtarmaya çalışmak olsun. Size, ihtisas olarak öğrettiğimiz şeylerin de bir kısmı lüzumsuz bir kısmı da yanlıştır. Bunların içinde pek azı ileride sizin için düşünmek ve kültürümüzü derinleştirmek için malzeme olmaya yarar.

Hayat Tecrübesi
Gençler! Hayatta muvaffak olanlarla olmayanlara bakınız. Eğer ticaret gibi ameli mesleklerin zaferlerine bir göz atarsanız, bu şubede kazananlardan, yüzde doksanının  ticaret mektebinden mezun olduklarını görürsünüz. Bunlar, ticaretin hiçbir ders ve etüt kitabında izi olmayan, bütün inceliklerini tecrübe mektebinde, hayat mektebinde öğrenmişlerdir.

Doktorluk ve avukatlık gibi yarı ameli ve yarı nazari mesleklerin  kahramanlarına da bakınız. bunlar da bilhassa diplomalarını aldıktan sonra kendi aşklarıyla ve tecessüsleriyle kitapların ve tecrübelerin üstüne kapanmış insanlardır. Ameli ve nazari, serbest ve resmi bütün mesleklerde geri kalmışların hayatına bakınız. Bunlar diplomalarını alır almaz tahsilin bittiğini ve öğrenilecek hiçbir şey kalmadığını sanmışlardır. Hayat onların gözünde iki mevsimliktir. Biri ekme çağı ki tahsil çağıdır; öteki de biçme devresi ki  bütün ömür süren meslek devresidir. Bu devrede ekme yok ve yalnız biçme vae sanmışlardır. Halbuki asıl ekme devresi tahsil çağından sonra başlar ve biçme ameliyesini de içine alır.

Mahalle doktoru niçin kazanamıyor?
Şu mahalle dokroru niçin mi kazanamıyor? Muayenehanesine girip, bakınız; cevap, yaldızlı bir çerçeve içinde duvarda asılıdır. Diploma! Zavallı hekim, bu diplomayı oraya astıktan sonra hastalara bakmaktan başka yapılacak işi kalmadığına inanmıştır. Kütüphanesi tamtakırdır. Orada unutulmuş mektep bilgilerini hatırlatan birkaç tıp lügatinden ve arkadaş tavsiyesiyle alınarak tamamıyla okunmayan birkaç eserden başka birşey göremezsiniz. Bu kitapların cildini kaplayan bir parmak toz, hekimin bütün muvaffakiyetsizliklerini izah eden ve kendisinden başka herkesin görebileceği işarettir.
      Bütün bu zavallılar, beşikten mezara kadar süren hayat okulundan, başka okul olmadığı ve diplomasını aldıkları mektebin, asıl hayat okulunun küçük ve kötü bir taklidinden başka birşey olmadığını bilmeyenlerdir. Aranızda bu hakikati anlamayanlar o zavallılar ordusuna katılacaklardır."


Çernobil ve Ormanlarımız

     Gezegenimizdeki ormanlar şans tanınırsa kendini inanılmaz bir şekilde yenileyebilir. Ormanların kendini yenileyebilmesinin en büyük kanıtı bir zamanlar büyük bir felaketin yaşanmış olduğu yerde görebiliriz. Çernobil.
1986 yılında Çernobil nükleer santralindeki 4 reaktörden biri patladı. Geleceğin ütopyası olarak görülen bu bölgeyi hayalet şehre çevirdi. Yüzbini aşkın insan derhal bir daha dönmemek üzere şehirden tahliye edildi. Zarar gören bölgeye, gelecek 20 bin yıl süresince yaşamaya elverişsiz ilan edildi. Ancak radyasyona rağmen bölgede inanılmaz bir yenilenme meydana geldi. Yalnızca 10 yıl içinde harabeye dönen şehirde bitki örtüsü boy göstermeye başladı. Orman kendini yenilemeye başlayınca hayvanlar da ortaya çıkmaya başladı.
      Başlarda bu hayvanların buraya sadece uğramış oldukları düşünüldü. Ama kısa bir süre sonra, bu terk edilmiş şehrin gelişen bir yaban hayatını barındırdığı ortaya çıktı.
      Bilim insanları, sadece 20 yıl içinde buradaki hayvan nüfusunun Avrupa'daki doğal yaşamla benzer olduğunu belirtti. Artık banliyölerde özgürce dolaşan karacalara sık sık rastlanıyor. Soyu tehlikede olan şevarski yaban atları, bir zamanlar kalabalık olan şehirde başıboş dolaşıyor. Belki de en şaşırtıcı olanıysa bu ormanların en büyük yırtıcısının tekrar ortaya çıkmış olması. Kurtlar.
      Bu yırtıcılar avları ve yaşadıkları orman var olmazsa tekrar ortaya çıkmazlar. Şu anki araştırmalar, boşaltılan şehrin içinde, dışında bulunandan 7 kat daha fazla kurt olduğunu gösteriyor.
      Korunma önlemi almamış hiçbir insan burada uzun süre  kalamaz.
      Ama radyasyon bizi uzaklaştırırken, doğal hayat için geri dönebilecekleri bir yaşam alanı oluşturmuş.
      Sadece 30 yıl içinde Çernobil'de meydana gelen bu değişim ormanların olağanüstü bir yenileme becerisi olduğunu kanıtlıyor.
       Eğer ormanlara yeterli zaman ve alan tanırsak kısa süre önce kendisinden gaspettiğimiz yeşil bitki örtüsünü ve farklı türlerdeki hayvanları bize tekrar kazandırabilir.
       Gezegenimizin varlığı, daha fazla ormanlara sahip olduğumuz bir geleceğe bağlı.
   

22 Mart 2020 Pazar

Şaman Öğretisine Göre Yaşamak Nedir?

Bir şaman öğretisi şöyle der:

"Doğada hiçbir şey kendisi için yaşamaz.
Nehirler kendi suyunu içemez.
Ağaçlar kendi meyvesini yiyemez.
Güneş kendisi için ısıtmaz.
Ay kendisi için parlamaz.
Çiçekler kendisi için kokmaz.
Toprak kendisi için doğurmaz.
Rüzgar kendisi için esmez.
Bulutlar kendi yağmurlarından ıslanmaz.
Doğanın anayasasında ilk madde şudur:
Her şey birbiri için yaşar.
Birbiri için yaşamak, doğanın kanunudur."