Ozan
Önen’in “Babam Beni Şahdamarımdan Öptü” adlı kitabının “Olsun Makamı” başlıklı
yazısından bir bölüm:
…Bir
zamanlar Kaz Dağları’nda… Tahtakuşlar
Köyü’nün Edremit Körfezi’ne bakan yamaçlarında yürürken, zeytin ağaçları
arasında bir kahveye rastladım.
Kahvehane
dediysem, aynı zamanda köyün açık hava çay bahçesi.
Çay
bahçesi dediysem, aynı zamanda birahane.
Birahane
dediysem, biraz da “kendin pişir kendin ye” mekanı…
Adı
“Dostlar”
Mekanın
tabelasını okuyup da aklıma Platon’un “Dostlar şölene çağrılmadan gelirler.”
Lafı gelince, “Dostlar” a giresim tuttu…
Hem…
Zeytinlik
gördüğüm her yer bana “yakın tanıdık” gibi gelir hep; zeytin dallarının
gölgesinde bir masa görünce oturmamak için direnemem: İtalya ,’da da olsam,
İspanya’da da olsam, bir zeytin ağacının altındaysam, üç beş dakikaya oranın
yerlisi olurum.
Direnmedim.
Mekandaki
en son masaya “merhaba”yla kuruldum.
Baktım;
diğer masalarda bira içen köylü kadınlar vardı. Manzara beni şaşırtmadı…Çünkü
bu köyün erkekleri, kadınlarını “Han” bellediklerinden, kadınlara “Han’ım”
derlerdi; duymuştum bunu…Buradaki kadınlar “ikinci sınıf vatandaş” değillerdi;
sosyal hayata tümüyle dahillerdi.
Hiç
bira içesim yoktu ama bira içen köylü kadınları böyle şen görünce dayanamadım,
ben de bira söyledim.
İki
dakika oldu olmadı, nereden baksan doksanlarına gelmiş bir kadın, kahverengi
bira şişesi elinde, bana doğru yaklaştı… “Dostlar’ı çalıştıranlardan biri
herhalde” dedim. “N’olur ben alırım siz zahmet etmeyin” diye de atıldım…. O ise
hiç oralı olmadı. Birayı bir güzel koydu önüme. “Karnın aç mı oğlum?” diye de
sordu. “Tokum” dedim…Adını sordum “Esma” imiş… “Ben de Ozan, memnun oldum.”
Tanışır
tanışmaz “Ali Ekber Çiçek’i bilir misin” diye soruverdi; “Bilmez olur muyum?”
dedim… Tam karşımızda, Atğina Akropolisi gibi göğe uzanan, yemyeşil ağaçlarla
kaplı tepeyi gösterip “Bak” dedi: “Ali Ekber, işte orada…” Daha biramdan yudum
almamışken “Hadi gel” diye tutturdu: ”Seni Ali Ekber’e götüreyim. Benim adam da
orada...”
Esma
Han’a “Biram ne olacak?” diyecektim ki “Ulan” dedim kendi kendime: “Koskoca
kadın kalkmış, “Seni Ali Ekber’e götüreyim” diyor…Ne birası?”
Beni
duymuş gibi lafa girdi: “Ali Ekber…”dedi. “Buralarda demlenir, saz çalardı…Ne
güzel söylerdi. Bu köylüdür Ali Ekber… Tahtakuşlar’a bu yüzden gömdük onu.
Kalk, götüreyim seni…Dertleşir, muhabbet edersiniz. Sonra demlenirsin…”
TAHTAKUŞLAR MÜZESİ
Türkiye’nin en ilerici Ege köylerinden biri…
Bu köyde, 70.000 yıllık maziye sahip mitoloji-efsane, obje-takı ve sembol
evrimine dair dünyada kurulmuş en özel yerlerden biri, Tahtakuşlar Köyü Alibey
Kudar Özel Etnoğrafya Galerisi bulunuyor.
Tahtakuşlar Köyü Kudar Ailesi
tarafından ve Türkiye’nin ilk özel müzesi sayılan bu mütevazi mekan, UNESCO
başta olmak üzere ulusal ve uluslararası kültür otoritelerince verilmiş onlarca
ödüle de sahip…
M. Selim Kudar’ın kendisinin yazıp kendisinin bastırdığı
Muatazmayinşatürta adlı muazzam kitabı ve M.Selim Kudar’ın ressam kızı Esma
Kudar’ınsa , bilhassa “Sembolizm ve Şaman Sembolleri” temalı resimleri, köydeki
köklü birikimin ve kültürün insanlık tarihine ve akademik dünyaya aktarımı
açısından mühim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder