26 Ağustos 2018 Pazar

Olsun Makamı - Ozan Önen



Ozan Önen’in “Babam Beni Şahdamarımdan Öptü” adlı kitabının “Olsun Makamı” başlıklı yazısından bir bölüm:


…Bir zamanlar Kaz Dağları’nda…  Tahtakuşlar Köyü’nün Edremit Körfezi’ne bakan yamaçlarında yürürken, zeytin ağaçları arasında bir kahveye rastladım.
Kahvehane dediysem, aynı zamanda köyün açık hava çay bahçesi.
Çay bahçesi dediysem, aynı zamanda birahane.
Birahane dediysem, biraz da “kendin pişir kendin ye” mekanı…
Adı “Dostlar”
Mekanın tabelasını okuyup da aklıma Platon’un “Dostlar şölene çağrılmadan gelirler.” Lafı gelince, “Dostlar” a giresim tuttu…
Hem…
Zeytinlik gördüğüm her yer bana “yakın tanıdık” gibi gelir hep; zeytin dallarının gölgesinde bir masa görünce oturmamak için direnemem: İtalya ,’da da olsam, İspanya’da da olsam, bir zeytin ağacının altındaysam, üç beş dakikaya oranın yerlisi olurum.
Direnmedim.
Mekandaki en son masaya “merhaba”yla kuruldum.
Baktım; diğer masalarda bira içen köylü kadınlar vardı. Manzara beni şaşırtmadı…Çünkü bu köyün erkekleri, kadınlarını “Han” bellediklerinden, kadınlara “Han’ım” derlerdi; duymuştum bunu…Buradaki kadınlar “ikinci sınıf vatandaş” değillerdi; sosyal hayata tümüyle dahillerdi.
Hiç bira içesim yoktu ama bira içen köylü kadınları böyle şen görünce dayanamadım, ben de bira söyledim.
İki dakika oldu olmadı, nereden baksan doksanlarına gelmiş bir kadın, kahverengi bira şişesi elinde, bana doğru yaklaştı… “Dostlar’ı çalıştıranlardan biri herhalde” dedim. “N’olur ben alırım siz zahmet etmeyin” diye de atıldım…. O ise hiç oralı olmadı. Birayı bir güzel koydu önüme. “Karnın aç mı oğlum?” diye de sordu. “Tokum” dedim…Adını sordum “Esma” imiş… “Ben de Ozan, memnun oldum.”
Tanışır tanışmaz “Ali Ekber Çiçek’i bilir misin” diye soruverdi; “Bilmez olur muyum?” dedim… Tam karşımızda, Atğina Akropolisi gibi göğe uzanan, yemyeşil ağaçlarla kaplı tepeyi gösterip “Bak” dedi: “Ali Ekber, işte orada…” Daha biramdan yudum almamışken “Hadi gel” diye tutturdu: ”Seni Ali Ekber’e götüreyim. Benim adam da orada...”
Esma Han’a “Biram ne olacak?” diyecektim ki “Ulan” dedim kendi kendime: “Koskoca kadın kalkmış, “Seni Ali Ekber’e götüreyim” diyor…Ne birası?”
Beni duymuş gibi lafa girdi: “Ali Ekber…”dedi. “Buralarda demlenir, saz çalardı…Ne güzel söylerdi. Bu köylüdür Ali Ekber… Tahtakuşlar’a bu yüzden gömdük onu. Kalk, götüreyim seni…Dertleşir, muhabbet edersiniz. Sonra demlenirsin…”
   
            TAHTAKUŞLAR MÜZESİ


           Türkiye’nin en ilerici Ege köylerinden biri… Bu köyde, 70.000 yıllık maziye sahip mitoloji-efsane, obje-takı ve sembol evrimine dair dünyada kurulmuş en özel yerlerden biri, Tahtakuşlar Köyü Alibey Kudar Özel Etnoğrafya Galerisi bulunuyor.

         Tahtakuşlar Köyü Kudar Ailesi tarafından ve Türkiye’nin ilk özel müzesi sayılan bu mütevazi mekan, UNESCO başta olmak üzere ulusal ve uluslararası kültür otoritelerince verilmiş onlarca ödüle de sahip…

         M. Selim Kudar’ın kendisinin yazıp kendisinin bastırdığı Muatazmayinşatürta adlı muazzam kitabı ve M.Selim Kudar’ın ressam kızı Esma Kudar’ınsa , bilhassa “Sembolizm ve Şaman Sembolleri” temalı resimleri, köydeki köklü birikimin ve kültürün insanlık tarihine ve akademik dünyaya aktarımı açısından mühim. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder