...Kendi vicdanıyla, değerleriyle, akılla ahlakla çelişse bile yanlışın taraftarı, uygulayıcısı olmanın dinle, etnik kökenle, ideolojiyle alakası yok. Peki neyle var? Sanırım doğduktan sonra insan olma süreci ile alakalı. Esasında tüm bu deneyler bize gösteriyor ki, insan olmak hakikaten zor iş. Çünkü neyin iyi, neyin kötü, neyin yanlış, neyin doğru olduğunu ayırt edebilmek için görünen o ki esas olan insan doğmak değil, yaşam sürecinde insan olabilmektir.
Günlük hayatlarında doğru kararlar veren, tavırlar takınan, aklı başında görünen insanların ancak bir gücü ele geçirdiklerinde veyahut zorlukla karşı karşıya kaldıklarında gerçek kişilikleri ortaya çıkıyor. "Siyaset insanı bozar" dedikleri de bunun gibi bir şey.
Binaların nasıl depremlere karşı sağlam kolonlara, kirişlere yada yeterli demire ve çimentoya ihtiyacı varsa, insanların da kolonlara, kirişlere, yeterli harca, değerlerden oluşan güçlü iskelete ihtiyacı var. İnsan kişiliğinde kolon ve kiriş görevi görecek sağlam değerler, edebiyat, felsefe, sanat, ahlak kuralları olan toplumsal terbiye gibi insanı eğitici bir sistem.
Bunlar olmadığında ne yazık ki insan olma süreci tamamlanamıyor. Bizim gibi toplumların asıl sorunu ise bu tür depremlere dayanaklı kanaat önderlerinin, aydınlarının yokluğu. Zor olan başkasını insan yapmaya çalışmak değil, insan olmak. Çünkü ciddi bir çaba gerektiriyor.
Levent Gültekin'in "Karakarga Dergi"deki bir yazısından alıntıdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder