Mahallemizin Cevdet Abisi. Babayiğit, kabadayı tuttuğunu koparır, dağ gibi, taş
gibi. Trafikte yanından tır veya yüklü hafriyat kamyonu geçerken nasıl hafiften
bir sallanır küçük arabalar. Yanınızdan geçerken aynen öyle hafif bir
titrersiniz. Ne oluuur ne olmaz der Cevdet abinin biraz uzağından geçersiniz.
Yaz kış kareli ceketi devamlı omuzunda, yumurta topuklar ayakta, elde
tesbih, bir omuzu aşağıda. Öğlene doğru kahvenin önünden geçerken
"Selamınaleyküm akıdeşle" deyince bütün kahvenin koro halinde
"Aleykümselam" demesi artık her gün alıştığımız görüntülerdendir.
Eğer kahve eşrafının oyuna yada sohbete dalıp selamını aldığını duymazsa,
kahvenin önünde duran boş tahta sandalyeye sinirden tekmeyi bastığını
görmüşlüğüm vardır, tabii ki ardından koro halinde gür bir şekilde gelen
"Aleykümselaaaam" sesini de duymuşluğum.
İşte
böyle bir adamdı Cevdet abimiz.
Yazın bunaltıcı sıcaklıklarından kurtulup Eylül ayının ağaçlara, "Artık yapraklarınızı yavaştan dökmeye başlayabilirsiniz." komutunu verdiği ilk günlerinde, her yıl olduğu gibi beldemizde tatlı bir telaş başlamıştı. Her yıl olduğu gibi bu yıl da beldemizin kurtuluş günü etkinlikleri çerçevesinde hazırlıklar başlamış, belde meydanı bayraklarla süslenmiş, belediye başkanımızın kurtuluş gününü kutlayan afişleri sokakları süslemeye başlamıştı.
7 Eylül kurtuluş gününden bir kaç gün önce, Beleşçi Nizam, Lambur Lumbur Sülüman, Tembel Hasbi ve ben öğlen namazı sonrası kahvede oturuyoruz. Çaylar söylenmiş, okey masası kurulmuş, yancı İdris ve öbür yancı Muhittin köşe gönderi gibi her zamanki yerlerini almışlar, tam taşları dizmişiz ki belediye hoparlörünün cızırtılı ve bir o kadar da anlaşılmaz sesi duyuldu.
Zabıta
Müdürü Adnan'ın sesi: "Sayın Aydıncıklı vatandaşlarımız; 7
Eylül Cumartesi günü saat 10:00' da beldemizin kurtuluş günü kutlamaları her
yıl olduğu gibi belde meydanında yapılacaktır. Kutlamalara milli bir hassasiyet
ve coşku içinde katılımınızı bekleriz. Bu arada belediye önünde traktör
kasasından düşmüş 2 adet yorgan bulunmuştur. sahibi kimse gelsin alsın"
Yan
masadan Abdi dayı elindeki çayı hüpürdeterek eğildi kulağıma bağıra bağıra:
"Ne deyipduru bu apollö Samet çocum?" "Aydıncık'ın
kurtuluşu ya Cumartesi günü dayı, bayrağınızı kapıp gelin diyo" diye cevap
verdim.
Beleşçi
Nizam hemen atıldı; "Gidelim mi bilader, bedava şu, bu dağıtıla törende.
Atalasa tutarız çiholatadır, lokumdur, şekeedir, ne vasa gari" Eyi eyi
gideriz dedi Sülüman, o gün gelsin bahalım. Oyun bütün hızıyla sürerken
kahvenin bahçesinden duyulan bir sesle herkesin kulakları bir dikildi.
"Ülen
bu soğuk çaya ne getidin bene" arkasından çaycı çırağının başına vurulan
çay tepsisi ve tekmelenen sandalyeler. O gün Cevdet Abi'nin soğumuş, hatta
biraz ılımış çayı hayatta içmediği, daha önce bu yüzden çok adam dövdüğü, bu
huyunu bilmeyen ve ustası tarafından da uyarılmayan çırağın belki
de bizim kahvedeki son günü olacaktı. Çırak ağlamaya başladı, neyse sonra da
olay yatıştırıldı. Sandalyesi tekmelenen bisikletçi Nuri'nin, yerden sandalyeyi
kaldırırken hafif sitemkar bir bakış atması Cevdet Abi'yi daha da dellendirdi,
bir Osmanlı tokatı da Nuri'nin yüzüne indi. Hemen yeni çay geldi, yerler
paspaslandı. Yarım kalan oyunlar, kaldığı yerden devam etti.
Kurtuluş şenliklerinin yapılacağı sabah herkes yavaş yavaş belde meydanında toplanmaya başlamıştı. Belediye hoparlöründen çalınan kahramanlık türküleri, yerini belediye zabıta ekibinden kurulu bandonun yarım yamalak çalabildiği mehter marşı, onuncu yıl marşı ve Eskişehir marşlarına bıraktı. Kalabalık yavaş yavaş çoğalmaya başlamıştı. Çocuklar ellerinde bayrakları sallıyor, birbirlerine ellerindeki borularla tüf tüf atıyorlar, daha küçükler balonla oynuyordu. Meydanın köşesinde üç tekerlekli arabası ile dondurmacı Üsen ve diğer köşede elindeki tahta çubuğa dizdiği pamuk helvalarla Samim, gözlerini çocukların cebindeki harçlıklara dikmişlerdi bile.
Eylül'ün yedisine göre hava da hissedilir sıcak olmasına rağmen meydan kalabalıklaşmaya başlamıştı bile. Evden sandalyesini koltuğunun altında yanında getirmiş, dibimde oturan Abdi dayı' ya:
-"Dayı,
ne güzel hazırlık yapılmış, her sene böyle kalabalık mı olur kurtuluş
töreni." diye sordum.
Abdi
Dayı:
-"Bizim
belde halkı ıscak mıscak dinlemez, bir düğün, bir şenlik olmaya görsün,
'bizim burlanın ağzıylan 'yete ki oynancak galgıncak de, bedava yicek
dağıtılcak de, garısı, gızanı, çoru, çocuğu o saat oraya toplanıgo."
derken yeleğinin cebindeki köstekli saate bakıp: -"nezman başlıcak bu
olum." dediği sırada Kaymakamın ve karakol komutanının bulunduğu cip,
köşeden görünmüştü. Arkasından da Zabıta Müdürü Adnan'la beraber Belediye
Başkanımız, belediye binasından çıkıp yürüye yürüye meydana geldi. Halk
coşkuyla alkışa başlamıştı bile. Belediye başkanı Ekrem Koç, koç gibi adamdı.
Belde halkı O' nu çok severdi, kaymakam beyi de öyle. Bizim beldenin kurtuluş
törenlerinin şenlikli olduğunu duyan Kaymakam bey bu sene
şenliklere katılmaya karar vermiş, ilçeden bizim beldeye törenleri
izlemeye gelmişti. Kaymakam Beyin katılacağını duyan belediye ve beldemiz
muhtarları bir telaşla günlerden beri hazırlık yapmış, güzel bir program
hazırlanmıştı duyuşumuza göre.
Tören başladı. Kaymakam ve Belediye Başkanı Kurtuluş Savaşımız hakkında konuşup, kurtuluş savaşında beldemizden çıkan kahramanları anarak, onlara rahmet okudu, coşkulu bir konuşma yaptı. Onlar yerlerine oturduktan sonra sonra küçük bir kız çocuğu şiir okumaya başladı.
Bu arada beldenin berberi Berber Azmi'nin davulculuğunu yaptığı köyün gençlerinden kurulu Mehter takımı, kahramanlık marşları çalmaya başlamıştı bile. Güzel hazırlanmışlar, üzerlerine kıyafet bile uydurmuşlardı. Gerçi klarnetçi Hüsnü, hafta sonları ekstradan katıldığı düğünlerin de etkisiyle arada günün popüler şarkılarından bölümler geçse de, (çünkü bir ara kulağıma sanki "erik dalı gevrektir" melodisi gelir gibi oldu sonradan "hey gidinin efesine" tornistan yaptı gibi geldi bana.) "Ceddin deden neslin baban"dan, "Estergon Kalesi"ne kadar marşları kusursuz çalmaları alkışa değerdi.
Zurnacı Salim çıktı bu kez sahneye. Davulcu Berber Azmi davulu tokmaklamaya, Salim zurnayı üflemeye girişti. Harmandalının çalmasıyla beraber Efe Derneğinden gelen zeybek ekibi "Hayda bre efeler!" nidasıyla zeybek oynamaya başladılar. Sağdan, soldan heyecanlı gençler de bu oyuna katıldı. Tam zurnacı Salim Kerimoğlu'nu üflemeye başlamıştı ki Deli Rıza çıktı geldi. Her yerin delisi olur da bizim Aydıncık'ın olmaz mı? Zararsızdır Deli Rıza. akşama kadar bir taşın üstüne oturur kendi kendine şarkı söyler mırıldanır. En büyük zevki de düğünde dernekte, zurna çalan gördü mü karşısında limon yalamak. Almış eline yarım limonu Salim'in karşısında başladı limonu kemirmeye, bir yandan da iki parmağının arasında limonu sıkmaya. Salim, deliyi görünce kıpkırmızı oldu tabi. Başına geleceği biliyor. Şişmiş avurtlarıyla beraber, ağzından da tükürükler damlamaya başladı, Zurnanın zırt diyemediği yer burasıydı. Bir iki kesik tiz sesten sonra, Salim zurnayı ağzından çıkardığı gibi yere tükürüp Rıza'nın üstüne hamle yapıp tekmeyi savurunca, Salim'in üstüne bastığı sivri burun yumurta topuk ayakkabısı havada döne döne belediye başkanının önüne düştü. Ortalık gülüşmelerle karışık biraz hareketlendi. Zabıta Müdürü Adnan ayakkabıyı gerisingeri Salim'e fırlattı. Kaçan Rıza'nın arkasından herkes Salim'e gülüyor, Salim de sek sek seyirterek tek ayağında ayakkabıyla:
"Kusura
galman başganım, bu deli benim bu huyumu bilipduru, ondan deiyo böle, ilimon
yalayıpduru gaşımda, kendi gözlenizlen gödünüz." deyip özür diledi. Yine
seke seke yerine geçerken etrafındakilere de: "Üle bizimolan bilipdurum
ben bunun böle olcana, hindi çıkageli bu, irezil ede bene dedim. Oldu da.
bilipdurum ben buna, bi ölceme bilmiyon. Çarkına okudumun hergelesi !
"diye bağırıyordu.
Neyse bunun üzerine sunucunun uyarısıyla halk oyunları faslı erken bitti. Sunucu:
"Şimdi
de beldemizin temsili kurtuluşunu canlandırmak üzere gelen kahraman Türk
askerlerimizi alkışlıyoruz." der demez bir alkış koptu. Sunucunun:
"Temsili
düşman kuvvetlerini de alana alalım" anonsu duyulmadı bile.
Meydanda
bir hareketlenme oldu. Karakolda görevli kamuflaj kıyafetli 20 kadar asker,
sırtlarında silahları, alkışlar arasında uygun adım meydana giriş yaptılar.
Karakol komutanının emriyle yerlerine geçtiler. Meydanın kenarında ise yere
çömelmiş 10-15 kadar lacivert kıyafetli, başlarındaki lacivert kepin önünde
mavi renkli artı işareti bulunan temsili Yunan askeri rolündeki beldenin
gençlerinden oluşan kalabalık göründü. Kürsüdeki sunucu, birazdan
beldenin kurtuluşunun temsili olarak canlandırılacağı gösterinin başlayacağını
duyurarak kürsüden indi.
Lambır Lumbur Sülüman, doğuştan çarpık bacakları üstünde zıplaya zıplaya el çırparak:
"Hah!
Gurtuluş gününün en sevdiğim yanı başlıcak şinci! Heyt aslanım be! Furuverin
bidaa bakem hu cavurlan sırtlana yere. Degidi aslanlaam de! Degidi Memetciklem
de!" diye coşmaya başlamıştı bile.
Beleşçi Nizam:
"Ne
zaman golonya sıkcak bunla, lokum, şekee atmeycekle mi arbalan üstünden, gızla
çiçek dağıtıvemicek mi? ona bekleyipdurun ben" diye mırıldanmaya başladı.
"Hele biyo du bakem Nizam!. Evvela beldeyi bi gurtarıvesin bu askecikle, ondan sona yiyiverisin şekere, datlıya, sıkınısın golonyağıylan, gülsuyuna." diyen oldu, kimdi bilmem.
Derken
askerler komutanın emriyle beraber, marşlar ve alkışlar eşliğinde
meydanın sağ köşesine dizildiler. Sol tarafta da lacivert kıyafetli temsili
Yunan askerleri.
Yanımdan geçen Yunan askeri kıyafetli genç, son nefesini çektiği sigarayı yere atarken, dirseğiyle dürttüğü yanındakine:
"Ülen
nerden olduk düşman askeri akideş, millet bize esastan Yunan askeri gibi
bakıpduru! Engastan cavuruz biz yav, gomandoydum hem ben askerde, çok zoruma
gidip duru, gomutana gırımadık gari napcen" diye söylene söylene
arkadaşlarıyla beraber meydana çıktı.
Sessizlik ve komutanın verdiği emirden sonra askerler, bir iki havaya silah sıktılar, efeler de bunlara eşlik etti. Bir iki sis bombası atıldı.Yavaş yavaş birbirine yaklaşan mavi üniformalı temsili Yunan Askeri ile Mehmetçik iyice yakınlaşınca göğüs göğüse itişme, yalandan bir iki göstermelik süngüleşme hareketi sonrası Yunan askeri kıyafetli genç kendini yere bırakıyor, Mehmetçik de yerde yatan Yunan askerinin sanki boğazına saplarcasına tüfeğini havadan aşağı indirerek onu etkisiz hale getirdiğini göstermeye çalışıyordu. Bazıları da kamayla birbirlerine zarar vermeden küçük bir gösteri yapıyor, sonunda yine alışılageldik üzere Türk askeri, Yunan askerini yere yatırıp üstüne çıkıyordu.
Bu arada atılan sis bombalarının da etkisiyle ortalığı hafiften bir duman kaplamış. göz gözü görmez olmuştu. Duman hafif hafif dağılmaya başladığında, bütün Yunan askerleri yerde, kahraman Türk askeri onların üstünde zafer kazanılmış derken, meydanın diğer tarafında bir Yunan askeri üniformalı gencin hala pes etmediği, askerle kıyasıya mücadele ettiği görülüyordu. Birden herkes oraya bakmaya başladı, önce gösterinin bir parçası gibi sanılırken Yunan askeri bir türlü yıkılmak bilmiyordu, hatta sarsıp durduğu itip kaktığı bizim asker sorgulayan gözlerle "Ulan noluyoruz?" edasıyla kaçamak bakışlar atıyordu etrafa. Nedir durum demeye kalmadan Yunan askeri bizim askeri kucakladığı gibi yere serdi. O sırada Kaymakam, Belediye Başkanı ve Karakol komutanı oturduğu yerden ayağa fırladılar. Komutan başka bir askere "Durdurun şu manyağı! diye emir verdi.
Tam bu sırada da, Yunan askeri, bizim askeri kucaklayıp yere atarken, başından beri iyice alnına indirdiği kepi, aniden yere düştü.
Bağırarak ilk tepkiyi veren Abdi Dayı oldu:
"Üleeen!
Mıstıfa! Ende askerin başında dikelip duran cavur askeri bizim Cevdet değel mi
O! "
"Töbosun
O!" dedi, kalabalıktan bir grup.
"Nedipduru
cavur bısatlarının içinde O deyyusun oğlu ?"
Gılıbık
Kel Irmızan'ın gaası Kübra :
"Amanın
gızanlaa!! Bunu da mı etçedi bu herif bize, askerlen cenk edipbakırı.
Başlamızın davunu. Hadi hepbir olalım, şırkalım huna, gaymıkamın gözünün
önünde. Körolmayasıca!.Allah belacını vemedi bunun biz veriverelim. Hadendi
gari !!"
Demesiyle, milli duyguları, mehter marşı, silah sesi, davul zırna ve zeybek oyunları ile ziyadesiyle kabarmış halk, Cevdet'e doğru koşmaya başladı.
"İlk yumruğu en günahsız olanınız atsın!" demedi tabi kimse.
Cevdet' e güzel bir meydan dayağı başladı.
"Vurun
ülen hunun gula tözüne, yumruğu yapıştırıve gahberife !"
"Suratına
tüpürün"
"Hu
bıça zipleyivesem mi cavurun gaanına."
"Dumuşali
mi O'nun sıtına binen, tingil tepesine çıkmış beze adamın"
"İleşine
çıkamazsak böyün bunun, içim ırhat etmicek gari" sesleri,
bağırış
çığırışları bir yandan, belde halkının Cevdet' e karşı yıllardır içinde
birikmiş nefreti, kiminde tokat, kiminde yumruk, kiminde tükürük şeklinde açığa
çıkıyor, Cevdet'in vücudunda benlik buluyordu.
Bu karmaşaya Kaymakamın Bey'in tok sesi son verdi.
"Tamam
kesin artık. Herkes yerine geçsin"
Bu
arada 2 askerde komutanın emriyle Cevdet'in koluna girmiş, yerden
kaldırıyorlardı.
Kaymakam
Bey:
"Getirin
O'nu buraya " dedi askerlere.
Cevdet,
adım atamıyor, koltuk altlarından tutan askerlere dayanmış öyle ayakta
duruyordu.
Gene
Hatçe gadın teyze merhamet etti de üslüğünü askere uzattı. "Silsin şu
yüzünü, gözünü, ayıp Gaymakam Beyin gaşısına öle çıkılmaz"
dedi.
Kaymakam Bey elleri arkadan bağlı:
"Ne
o Cevdet, hakettiğin cezayı devlet vermedi, seni bu seferlik affetti ama
görüyorsun halk affetmedi."
"Bundan
sonra öyle kabadayılık, asarım keserimcilik yok. Adam gibi çalışıp, kimseye
sataşmayacaksın. Anlaştık mı?" dedi.
Cevdet
mahçup, başı önde:
"Emi
bellerim Gaymakam Beyim. Siz bene böyüklük ettiniz, affedivediniz, ben de bunda
sona gari sizin dediniz gibi olcam, hiç kimselere sateşmeycem, çoluçocuğa
uymeycem, gızlara gadınlara yan gözlen bakmak desen zaten o işlere bıraktım
ben. Verin ellenize öpem. Halkımızdan ve asker gadeşimden özür diliyom. Ben
alışmamışım sırtımın yere gelmesine. Bi an unutuvedim bene Yunan cavuru
ettiğinize. Depreşivedi ganım, kımşanıvedi içim, üstümde cavur bısatı mı va, ne
va bilemedim, askeri alıvedim aşara. Çok utanıpdurum, bida affedin bene"
dedi.
"Tamam" dedi Kaymakam Bey.
"Yalnız
yarın sabah erkenden karakola gideceksin." Komutana dönerek: "Sen de
takip et komutanım bunu" diyerek devam etti. "Karakola 5 ton kömür
gelmiş, onu öğlene kadar karakolun kömürlüğüne taşıyacaksın. Oldu mu? Hem madem
güçlü kuvvetlisin, bunu devlet, millet için değerlendirelim" dedi.
"Olu olu, olmamı heç, siz bene güç, guvvat deyin, ben ederim ona! Yanaştımam kimseye yanıma, tek başıma daşıyıverim. Allah sizden ırazı olsun Kaymakam Beyim." dedi Cevdet.
Bunun
arkasından sunucu törenlerin sona erdiğini ilan ederek töreni bitirdi.
İşin aslı sonradan anlaşıldı.
Törenden sonra kahveye doğru yürürken Belediye Başkanının şoförü İbrahim bulundu geldi.
"Gelin
bakem buraya size ne anlatıvecem"
"Üle
daha ne va anlatılcak İbram?"
"Du
sen du" dedi Sülüman'a. Dinle bak buraya:
"Duyuşuma
göre, meğersem Cevdet, geçen hafta yine bir halt işlemiş. Tek dumamış.
Gavede yine tartaklamaya garışmış. 2 kişiyi eyice güze benzetmiş."
"Biliyoz! gaveci çıranlan bisikletçi Nuri'yi dövdü"
"Yav biyo dinleyiverin allallaaa" diyerek devam etti şoför:
"Garagola düşmüş bu, şikayet etmişler. Garagol gomutanı, buna etcek bişey yok, her tokat yiyene mahkemeye gönderisem, bu mahkimilen işi bitmez du ben buna 2 gün kodese atıverem demiş emme içi de ırhat etmemiş. Bu böle olmucak, Gaymakam beye danışmış. Gaymakam bey de düşünüp daşınmış: gomutan, sen haftaya törende Yunan askeri eksik bi kişi yok demiyomudun? He diyodum demiş gomtan.E ozman bu hıyara neden cavur askeri edivemiyon sen? deyesiymiş. Gomtan da "Oldu bu iş" demiş. Cevdet aman dı yaman dı demiş emme, kodeste yatmaktansa nolcek canım oluverim cavur askeri, gıyamet gopcak değil ya demiş. Cevdet' de düşman askeri olma gabul edivemiş emme gönülsüz gine de. Zorlan geydirmişle elbisilere bunu garakolda, askerlere "kimseye demen ha" deye de tembih tembih üstüne etmiş. "Tamam demeycez" demişler askerler de gomutan da. Hakketten de kimsenin habarı olmadı ya. Cevdet'in başındaki kepi düşmeyeydi, bi de yürende coşan goca su köpürmeyeydi biz bile anlameyvecektik."
Ama
gene tek durmadı Cevdet."
"Eee
huylu huyundan vazgeçemi gadeşlik"
"Geçmez"
"Geçmemiş"
de zaten.
"Olay
böle böle"
Biz kahvenin yanına yaklaşırken Sülüman kahveciye seslendi, "Gaveciii ! Biz düşmanlara denize dökmekten geliyoz, sen bene bi çay yap, akideşlere de so bi bakalım ne işcekle"
Bu arada arkamızdan yetişen Beleşçi Nizam:
"Yav
bi güçük su dökme gittiydim. Noldu düşmana yendik mi, gülsuyu, lokum, golonyağı
dağıtıldı mı? Hani çiçekle balonla. Ne susuyonuz, ne gülüyonuz ülen
akideş?"
Arkasından seslendim
"Gül suyu, lokum yok ama Nizam, gel bi sarı gazoz söylüyem sene, benden"
****************
Aydın'
ımızın düşman işgalinden kurtuluşu kutlu olsun. Allah bir daha bu topraklara
düşman çizmesi bastırtmasın.
Yazarın
Notu:
Bu
öykü: İzzet eniştemin 1984 yılındaki Aydın'ın düşman işgalinden kurtuluşu
yıldönümünden önce bize ve akraba çevresine: "Kutlamalara mutlaka gelin
bak ha. Gelmezseniz kırılırım. Ben de varım gösteride." demesi üzerine
kutlamalara gidilmiş, eniştemi mavi kıyafetli düşman askeri olarak görüp
ailecek şoka uğranılmış, bunun şokunu epey üzerimizden atamayışımızdan
esinlenerek yazılmıştır. Gerçek kişi, yer ve olaylarla en küçük bir ilgisi
yoktur. Varsa bile tesadüftür. Olmasa iyi olur.
Mehmet Tekinbaş
Bir
not daha: Tanzimat Fermanıyla "gavur"a "gavur" demek
yasaklandığından ben de "gavur" a "gavur" demedim, benim
hemşehrilerimde demez. Biz "gavur" mavur bilmeyiz olsa olsa
"cavur" dur o. Türkçe bazen yazıldığı gibi okunmayan bir
dildir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder