Futbol hayattır. Futbol ve futbolun içinde yaşanan oyun kuralları hayatın yazılı olmayan
kanunları misali hayattan kesitler sunuyor önümüze.
Futbola büyük kulüp altyapısında başlarsanız, hayata 1-0 önde başlarsınız. Zengin doğmak gibi.
Semt takımında keşfedilmeyi bekleyen amatör topçu olarak başlarsanız, “ki buna
da fakir doğmak diyoruz.” yolunuz uzun, işiniz baştan imkansız değil ama zor
gibidir.
Bazen yenik başlarsın hayata. Dakika bir gol bir. Hemen
toparlanmalısın. Bırakmamalısın ne hayatı ne de oyunu. Olmayacak pozisyonlardan
ne goller çıkacağını bilemezsin. Pes etmemelisin.Maçın 90 dakika olduğunu
unutmamalısın
Belki hayata galip başlarsın. Ama bu maçı galip bitireceğin
anlamına da gelmez. Hayat galibin rahatlığını affetmez. Farka gitmenin yani
durumunu daha da iyileştirmenin yollarını zorlaman gerekir. Hayat gibi futbol
da tembelliği affetmez.
Futbolda hoca önemli. Her şey futbolcuda bitiyor olsa da iyi
bir hoca size güzel bir gelecek vaad eder, tecrübelerini size aktarır. Zirveye
çıkan yolu gösterir. Hayatta da hocanız, yani aileniz, öğretmeniniz iyi ise iyi
bir insan olma yolunda daha şanslısınız demektir. Tabi her şey önce sizin
istemenizde. Aynı futboldaki gibi. Hocan ne kadar iyi olursa olsun siz de o
yetenek, istek ve azim yoksa sizden futbolcu olmaz, bu hayatın yükünü de
kaldırmak zorlaşır.
Futbolda da, hayatta da golü atmak için nerede duracağını bilmen yeterli.
Sahip olduğun kaleyi sağlam korumalısın. O “kale” hayatta, senin
canın, ailen , işin, sevdiklerindir.
Maça iyi hazırlanmazsanız, iyi antrenman yapmazsan başarılı
bir maç geçirmezsin. Öğrenciler sınava iyi hazırlanmazsa sınavda başarılı
olamazlar. Rakibi nasıl maçtan önce tahlil etmek gerekiyorsa, olağan durumlara
da hazırlıklı olmayı gerektirir hayat.
Saha içindeki paslaşmalar hayattaki yardımlaşmaları
andırır.Verdiğin güzel bir pas, sana belki de gol vuruşu olarak geri döner,
takımın kazanırsa sen de kazanırsın.
Bencilliğin yeri yoktur futbolda, hayatta olduğu gibi. Hemen
dışlanırsın. Her topu ben kullanayım, her golü ben atayım dersen, o topların
çoğu boşa gider, kimse de bir daha sana pas vermez. Uygun durumda, yeri
geldiğinde topa nasıl vuracağını bilmek gerekir. Belki o şans sana 90 dakika
boyunca bir kez gelir ama sen nasıl olsa bir dahakine gol yaparım dersen, belki
de o şans sana hiç gelmez ya da oyundan ya da hayattan erken çıkarsın. Hayatta
da postacının kapıyı bir kere çalmadığı durumlar vardır.
Beleşçiliğin de yeri yoktur futbolda. O yüzden icat
edilmiştir ofsayt kuralı. “Armut piş, ağzıma düş” zihniyetidir, yattığı yerden
para kazanmaktır gerçek hayattaki
karşılığı bunun.
Ceza sahasında kendini yere atıp penaltı bekleyen bakışlarla hakeme bakmanın cezası ise futbolcuya
gösterilen karttır. Bazen hakem inanır
bunlara “ki bu rolü çok iyi yapan futbolcular vardır.” Düpedüz sahtekarlıktır
bu. Hırsızlıktır. Rakibinden çalmaktır. Bir dahaki pozisyonda gerçekten faule
maruz kalsalar dahi hakem vermez penaltıyı. Yalancı çobanın hikayesidir bunun
gerçek hayattaki karşılığı. Hayat sahtekarlığı affetmez.
Futbol oynanmadan kazanılmaz. Rakibi küçümsemek yapılan en
büyük yanlıştır. Hayat, yaptığın işi ya da çevrendekileri küçümsemeni asla affetmez.
Fazla rahatlık iyi değildir futbolda. Bir bakmışsın senin küçümsediğin takıma
yenilmişsin, puan durumunda senin üstünde olmuş, Hayatı hafife almaktır bu.
Futbolda topa sahip olmak, oyunu kurmak önemlidir. Bu,
hayatta da insiyatifi elinde tutmak
demektir. Yani kontrol hep sende olmalı, oyununu başkasının yönetmesine izin
vermeyeceğin gibi, hayatını da başkasının yönetmesine izin vermemelisin.
Futbolda gereksiz sertlik yapmanın cezası kırmızı karttır.
Hayatta da gerekmedikçe kaba kuvvet kullanmaman gerektiğini bilmelisin. Ancak
“kale”ne giden futbolcuyu yere indirmene göz yumulabilir, o da cezası
karşılığında. Gerçek hayattaki “kale”nin neyi ifade ettiğini yukarıda bir yerlerde söylemiştik.
Hakemin verdiği kararı değiştirmediği bilinciyle verilen
kararlara itiraz etmemek de hayatta kaderine razı olmakla örtüşür.
Hayat uyarır bazen,
sarı kartını gösterir. İkinci sarı kartı
yememeyi düşünmelisin hep, oyun dışı, hayat dışı kalmamak için.
Tribünlere oynamak diye bir deyim vardır futbolda. Sahada güzel hareketler yapar,
tribünden alkış alır ama ya sonuca gidemez ya da takıma bir faydası olmaz. İş
hayatında da vardır tribüne oynayanlar. Patronuna, müdürüne iş yaparmış gibi
görünüp bir şey üretmeyenler de hayatın tribünlerine oynar.
Futbolu sahada yöneten hakemdir. Onun gözünden hiçbir şey
kaçmaz. Hayatın da bir hakemi vardır. O’nun da gözünden bir şey kaçmaz. Hakem
cezayı peşin keser verdiği ya da vermediği kararlarla. Hayatın hakemi ise cezayı
sonraya bırakır. Belki de hayat oyunundaki
rahatlığımız da bundandır.
Futbolda artık bazı maçlarda “VAR” (Video Yardımcı Hakem)
sistemi var. Hakem, karar vermekte zorlandığı pozisyonlarda eliyle ekran
işareti yaparak, maçı durdurup pozisyonu tekrar izleyip kararını buna göre
verebiliyor. Hayatın “VAR” sistemi yok. Yaptığımız, yapmadığımız iyilikler ve
kötülükler hayatın sona ermesinden sonra karşımıza çıkacak. “Hayatım bir film
şeridi gibi gözümüzün önünden geçti” deriz ya, “VAR” dır o. Öbür dünyanın “Var”
’ı dır.
Maç 90 Dakika, hadi bilemedin uzatmalarla 100 dakika. Maça
başlarken futbolcular, herhangi bir sakatlık ya da şanssızlık olmazsa sahada
kaç dakika kalacaklarını biliyorlar. Hayatta ise doğduğumuz andan itibaren ne
kadar kalacağımızı bilmiyoruz. Futbolcu bir maç kaybetse bile “önümüzdeki
maçlara bakıcaz artık” deyip yoluna devam ederken, ne yazık ki hayat insana
ikinci bir 90 dakika vermiyor.
Futbol hayatının bitmesi jübiledir. Takım arkadaşlarının omuzlarında
terk eder sahayı futbolcular. Bir süre sonra da unutulur. Ne tesadüftür ki
hayatı da yakınlarımızın omuzlarında terk ederiz. Bir süre sonra unutulmak
üzere.
Maç doksan dakika, hayat belirsiz. Hayat bir futbol maçı ise
hayatın süresini artırmak sizin elinizde. Kendinize iyi bakın, daha çok sahada
kalın. Süresi belirsiz bu hayatı dolu dolu yaşayın. Hakemin ikisi kısa,
üçüncüsü uzun maçın bitiş düdüğünü duyduğunuzda her şey için artık çok geç
olabilir.
Futbol hayattır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder