4 Şubat 2020 Salı

Üst tarafı laf efendim, laf

Markopaşa' dan devam edelim. 27 Ocak 1947 tarihli yazısında şunları yazıyor Sabahattin Ali özetle:

"Yirmi beş senede çok şeyler yapmışız. Asırlara sığmayan işler başarmışız. Dünyanın parmağı ağzında kalmış. Yurdu demir ağlarla örmüşüz, okul üstüne okul yapmışız. Fabrika bacalarının çıkardığı dumandan göz gözü görmez olmuş. Bozkırların göbeğini asfaltla hançerlemiş, yemyeşil modern şehirler kurmuşuz. Yabancı sermayeye kul köle olmaktan kurtulmuşuz. Milli bankalarımız, milli milyonerlerimiz türemiş. Hastaneler, klinikler, dispanserler açmışız. 
Saymakla tükenir gibi değil.
Milli bayram günlerinde şakşakçı gazetelerin olağanüstü sayılarında okuyoruz.
Hepsi güzel, inkar etmek aklımızdan bile geçmiyor. Ama biz ne yapalım ki, elle tutulur eserlere bakıp, hüküm veren kıt akıllı insanlarız.
Bütün  bu sayılıp dökülenlerin bir tek gayesi olması gerektir. O da bu topraklar üstünde yaşayan insanların, eskisinden daha mesut, daha şuurlu, daha sıhhatli, daha varlıklı ve daha yüksek bir medeniyet seviyesinde yaşamasıdır.
Şimdi bu devrin yaygaracılarına soruyoruz. Ellerini vicdanlarına koyup, cevap versinler.
Bu milletin özü olan en az 17 milyonluk kitlenin kültürü kaç arpa boyu, kaç iğne başı ilerlemiştir?
Daha insanca yaşanacak evlerde mi barınmaktadırlar? Zevkte, sanatta eskiyi aratmayacak bir yükselme var mıdır? Bu koskoca kitleyi asırlardan beri kemiren sıtma, trahom, frengi, hele verem eksilmiş mi, yoksa artmış mıdır?
Bu paçavralar içinde gezenler, evvelce çıplak mı geziyorlardı?
Hele en mühimi, bu on yedi milyon, acaba eski yediğinden yılda bir lokma fazla yiyebiliyor mu?
Üst tarafı laf efendim, laf."

Muhalefetin ağzında bir kaç değişiklikle günümüze adapte edilebilecek laflar olmamış mı? 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder