22 Nisan 2018 Pazar

Sevdim inanamayacağın kadar seni esmer kız-Celil Nalçakan



      Tertemiz takım elbiseli, mevki ve mertebe için anasından, bir miktar zam için Tanrı' sından vazgeçen, kibri ayakkabısından cilalı binlerce erkeğin, günahkar ayaklarının kirlettiği bir kaldırımla, cehennemi bile ağlatacak kadar kötü kalpli kadınların, binlerce liralık parfümle yıkanmış ihanetlerinin, pis kokusuna tahammül eden, bir mazgalın arasına sığışmış, gözleri henüz açılmamış iltihaplanmış, annesinin bilmem neresini bilmem kaç kere bilmem ne yaptığım bir insan müsveddesi tarafından annesi katledilmiş bir köpek yavrusuydum ben. Dikkat çekmeyecek kadar bulanık, ıslak, kirli ve çirkindim...Sen beni ensemden kavrayıp, göğsüne bastırıp evine götürmeseydin, ben de diğer kardeşlerim gibi sessiz sedasız ölebilirdim.                            
     Evine gidene kadar hırladığımı hatırlıyorum sana... Yol boyunca, beni sakinleştirmek için her yüzümü sevmeye çalıştığında elini ısırdığımı hatırlıyorum... Boyuma posuma bakmadan ensemdeki tüyleri kabarttığımı ve ne kadar engellemeye çalışsam da kuyruğumun sağa sola biteviye, hızla sallandığını hatırlıyorum. Dünyanın en güzel kokan ikinci şeyi olan  (ki ilki senin koynunmuş meğer) sabun diye hitap ettiğiniz şeyle temizlediğin tüylerimden utandım önce... Sonra sallanmaktan yorulmayan, sana olan zaafımı ele veren kuyruğumdan utandım... Birkaç gün böyle geçti, kanının tadını artık sevmediğimi farkettim ve seni ısıramayan dişlerimden utandım...

     Karanlıktı ve güzeldi geçen birkaç ay...Bir sesinden tanıdığım ve bana her uzandığında ellerini yaladığım sen vardın. Bir de kokusundan sen olmadığını anladığım, neresi denk gelirse orasını ısırdığım, vücudunda başkalarının da kokusunu taşıyan bir misafirin vardı... O binbir umutla geldiği bu evden, umduğunu bulamadan giderken, akıttığım  kirli kanını senin temiz havlularına siliyordu. Yaptığım ayıptı evet ama artık O, hem bu köpeğe bir tek senin dokunabileceğini, hem de sana dokunana  neler yapabileceğimi, biliyordu...
                                                                            
     Çok uğraştın gözlerimin açılması için... Çok istedin... Ben hiç senin kadar hevesli değildim açıkçası...Seni görmeden görebiliyordum zira... Görenlerin anlayamayacağı bir hürriyeti elimden alacaktı benim iyiliğimi istemeyi bu kadar çok istemen... "İnsanlar gözünün rengine tutuluyor, ben gözbebeklerindeki noktaların sayısını yıldız yapıyorum güneşsiz gündüzlerime... Bırak bu çirkin dünyayı da görmeyiversin bu çirkin köpek. Hülasa siktiret ben böyle iyiyim canımın içi" diye havladım... Ya ben tam anlatamadım derdimi, ya da sen bizim lisana hakim olmadığın için, tamamen yanlış anladın.
                                                                              
     Gel gör ki (!) bir ameliyatlık canı varmış gözlerimin. Ameliyattan bir hafta sonra, beni almaya geleceğin günün sabahında, cam gibi görüyordum her şeyi... Öyle siyah beyaz falan da değil...Renkli...Net...Çirkin... Bir kuyuya istiflenmiş, sahiplenilmezse kaderine terk edilecek kedi yavrularının çaresizliğini gördüm önce... Sonra çok yaşlı olduğu için uyutulmaya getirilen bir köpeğin hüznünü gördüm... O köpeği getiren adamın yaşlanınca, çocukları tarafından bir huzur evinde... Neyse...

     Artık şimdideyiz...Veterinerin kapısından girdin, kokunu alıyorum işte...Sensin O... Mutlu sesini duyuyorum, iyi haberi aldın... Doktor abla verdi müjdeyi belli...sesin cıvıldadıkça, kuyruğum kopacak gibi çırpıyor...Seni göreceğim için değil, sana kavuşacağım için bu heyecan...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder